HUNEYN BOZGUNUNUN ASIL SEBEBİ (8)


İlk dağınıklıktan sonra disiplin ve itaatteki zaaf kaybolmuş, onun yerini disiplindeki kararlılık, itaatteki teslimiyet almıştır. Böylece; iman aşkı, cihadın heyecanıyla bütünleşmiştir. Bu da, gâlibiyetin temel sebeplerindendir. Yeni Müslüman olup kalplerinde henüz iman kökleşmemiş olanların savaş sahasından ürküp kaçmaları, beşerî bir zafiyet sebebiyle anlık bir ürkme ve panik idi. Bunlar da zaaflarını anlamış, Allah için savaşa samimiyetle girme hâlini kazanmışlardı. Böylece tek yumruk olan Müslümanlar, Resulûllah'ın önderliğinde büyük bir şecaatle, yeniden müşriklerin üzerine yürümüşler ve onları darmadağın etmişlerdi. Müşriklerin pek çoğu panik içerisinde kaçışırken, bazıları da Taif Kalesi'ne sığınmışlardı. Bu kesin bir zaferdi. Allah'ın, mü'minlere vaadi idi. Huneyn zaferi ile İslam'ın hâkimiyeti yaygınlaşıyor, Mekke'nin fethi kalıcılığını ebediyyen kazanıyordu. Huneyn, neticeleri itibariyle büyük bir zafer olarak tarihe geçecekti. Özetle şunu ifade edelim: Mağlubiyetle galibiyet arasındaki sınır, bıçak sırtı gibi keskin ve incedir. Niyet bozukluğu, mâsivaya meyletme ve nefsine alet olma, mağlubiyeti; Allah'a güven, sabır, sebat, itaat, teslimiyet ve gayret ise galibiyeti hazırlayan sebeplerdendir. Savaş meydanından kaçan düşmanın Müslümanlarca takip edilmesi, psikolojik üstünlük ve inisiyatifi koruma bakımından ehemmiyet taşır. Nitekim, aynı hâli Bedir'de, Uhud'da ve Hendek'te görüyoruz. Müslümanın şecaatı imandan kaynaklanır ve basit kahramanlık rolleriyle mukayese edilmez. Nitekim, Müslümanların bozguna uğrayıp arkalarını çevirip kaçıştıkları bir zamanda, Resulûllah'ın bir katır üzerine binip düşmana karşı şiddetli hücuma kalkışması, cihad yolunda şecaatın emsalsiz bir örneğidir. Yine, zor bir anda, Peygamberimizin, "Ben Peygamberim, bunda yalan yok" diyerek ayakları üzerinde dimdik kalması; O'nun, Hak