HUDEYBİYE ANLAŞMASI’NIN HİKMETLERİ (2)
kardeşliğin hâkim olduğu dönemler ise, İslamiyet'in en hızlı yayıldığı dönemlerdir. Hudeybiye sulhünün zâhiren, Müslümanlar aleyhine maddeler taşıdığını görüyoruz. Ancak, Resulûllah, bu andlaşmayı kabul etmiştir. Çünkü, Cenab-ı Hak, Kendisine Mekke fethini müjdelemiş bulunuyordu. Feth-i Mübîn'in müjdesini alan Resulûllah, Süheyl b. Amr'ın öne sürdüğü şartları kabul etti. Böylelikle, vahiyle desteklenen bir nebi olarak, Süheyl b. Amr'ın iman etmiş oğlunu Kureyşlilere teslim ederken de içi de rahattı. Demek ki; nübüvvet yolunda vahiy, velayet yolunda ise ilham adı verilen İlahî işaretlerle hareket eden peygamber ve velilerden mantığa ters gelen hâller zuhur etse de, susmak, yapılacak en doğru harekettir. Nitekim, Hz. Ebubekir, Resulûllah'a Hudeybiye günü ısrarla karşı çıkan Hz. Ömer'e, `Allah'a karşı gelme!" demiş ve ona karşı çıkmıştır. Şüphesiz, Allah tarafından sevilmiş ve seçilmiş insanlar, O'nun himayesi ve koruması altındadırlar. Onlarda görülen her hal ve hareket, Allah'ın tecellilerinin bir görüntüsünden ibarettir. Denilebilir ki; bu büyük zâtlara halleri, Allah tarafından bir elbise gibi giydirilir. Bu itibarla, Resulûllah'tan sonra kıyamete dek, vâris-i Resulillah olarak tanımlanan zâtlara gösterilecek olan itaat ve teslimiyet de, aynen Resulûllah'a gösterilen itaat ve teslimiyet şeklinde olmalıdır, insanlığın kurtuluşu ve huzuru için, bu teslimiyet müessesesinin devamı zaruridir. Hudeybiye Anlaşması'nın taşıdığı bazı ağır maddeler, Müslümanların itirazlarına sebep olmuştu. Ancak, hiçbiri Peygamber'e herhangi bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Sadece öfkesi ve celadeti ile tanınan Hz. Ömer, Resulûllah'a ısrarlı sorular sormuş, bu soruları O'na itiraz etme noktasına kadar vardırmıştı. Ve Hz. Ömer'in kalbi, ancak Fetih Sûresi'nin nâzil oluşuyla mutmain olmuş, sakinleşebilmişti.
