Bİ’R-İ MAÛNE FACİASI: SUFFA ASHABI CAN PAZARINDA


Arap Yarımadası'nda yeni yeni haberler yayılıyordu... Kureyşliler, Müslümanları Mekke'den çıkarmışlardı ama, Bedir'de yedikleri Müslüman tokadı sevinçlerini kursaklarına tıkamıştı. Uhud'a intikam almaya gelmişlerdi, fakat, gerisin geriye kaçmak zorunda kalmışlardı. Kötü haber erken yayılmıştı; Kureyş ve bütün Mekke, Muhammed (s.a.v.) adında bir insanla başa çıkamıyordu. Her geçen gün, insanlar, bu farklı sîmânın etrafında daha da sıklaşıyorlardı. Medine coşkuyla bağrına basmıştı bu insanı... O, hem yetim, hem de malından mülkünden edilmiş biriydi ama, insanlar niçin bölük bölük O'na yöneliyorlardı? O'nda ne buluyorlardı? Yanına uğrayan, niçin hemen O'nun rengine boyanıyordu? Benzeri binlerce soru, yarımadanın insanına Peygamberin yolunu işaret ediyordu. Vahaların en duyarsız bedevisi bile, Peygamberin sesine kulak kabartmak zorunda kalmıştı. Birçok kabile, böylece İslam'la tanışma şerefine eriyordu. Allah'ın Elçisi ise, yetiştirdiği mürşidleri çevreye gönderiyor, insanları aydınlatıyordu. Ancak, bu gayretler, kimi acıları da peşinden getiriyordu şüphesiz.