ADALET (2)
1. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun tespit edilmesi, 2. Yanlışın tespit edilmesi ve cezasının ne az, ne de çok olacak şekilde ölçülü ve dengeli takdir edilmesi. İnsanoğlu noksan ve âciz olduğundan ve de kendini idrakten mahrum bulunduğundan, doğru-yanlış tesbitinde ve işlenen suçun cezasının takdirinde zaaf ve yanılmalara düşmektedir. Ölçüde yanılmamak, suç-ceza dengesinde isabet edebilmek ancak insanı ve iyilik-kötülük mefhumunu kâmil anlamda bilmekle mümkündür. Kâmil anlamda bilen Allah'tır. O halde adalet, ancak Allah'ın ölçüsünü kullanmakla gerçekleşebilir. Adalette mühim olan `hak' kavramıdır. Güçlü olan değil, haklı olandır. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de hak ve bâtılı ayırmış, hak mefhumunu tarif etmiş, hangi suçun ne şekil, ne miktar cezayı gerektirdiğini beyan etmiştir. Adaletin tahakkuku, Allah'ın Kitabı'na uymakla gerçekleşir. Vedâ Hutbesi'nde vurgulanan da budur: "Ey mü'minler! Size bir emanet bırakıyorum. Siz, ona sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet de, Allah'ın Kitabı Kur'an'dır." Adaletin tahakkuku için suç ile cezanın dengeli olması, her hak sahibine hakkının verilmesi şarttır. Meselâ; haksız yere adam öldürmek büyük bir suçtur ve haksız yere bir cana kıyan câniye kısas cezası uygulamak adalettir. Kısas, can emniyetinin teminatıdır. Tersi ise haksız yere bir cana kıymaktır. Zâlim de, mazlum da olmamak adaletin gereğidir. Vedâ Hutbesi'yle vurgulanan İslam'ın adalet sistemi, hakkaniyete uygun ve geniş kapsamlıdır. İnsanlar arası her türlü hak ve hukuka tecavüz men edilmiştir. İnsanın nefsine zulmedemeyeceği ve intiharın başkasının canına kıymaktan daha büyük bir suç olduğu vakıadır. Zira, hak ve hukuk ölçüleri, insanın kendinden değil, Al-
