ALLAH RESULÜ’NÜN HASTALANMASI VE UHREVÎ ÂLEME GÖÇÜ (5)
"Bir pazartesi sabahıydı. Resulûllah yemek yiyemiyor, konuşamıyor ve hatta ağzını açamıyordu. Etrafındakiler, iyi geleceğini zannettikleri ilacı Allah Resulü'nün ağzına dökmek istediler. Bunu yapmamalarını işaret etti. Sadece bıkkınlığını ifade etmek istediğini zannettiler ve her şeye rağmen ilacı verdiler. Baygınlıkları geçince ilaçtan o kadar tiksindiler ki, evde bulunup da `O ilaçtan vermeyin' emrini dinlemeyen herkese -amcası hariçilacı içirtti." 275 Sonra Allah Resulü'nün hastalığı tekrar ağırlaştı. O sırada kayınbiraderi (Hz. Ebubekir'in oğlu) elinde bir misvakla içeri girdi. Allah Resulü istekle misvaka baktılar. Başuçlarında bulunan zevcesi Hz. Aişe, "Misvakı alıp yumuşattım ve kendilerine verdim. Dişlerini misvakladılar. O güne dek bu kadar güzel, bu kadar zarif diş ovduklarını hatırlamıyorum" diyor. Mukaddes başları, Hz. Aişe'nin göğsündeydi. Gözlerini açtılar. Sonrasını Hz. Aişe şöyle anlatır: "Son olarak Resulûllah, alçak sesle ara sıra; `lâ ilâhe illallah ruh teslimi de neymiş!' diyordu. Son sözleri ise şöyle oldu: `Er-refîku'l-âlâ -Fakat ulu Rabbimle beraber-.' Sanki iki şık arasında bir tercih yapar gibiydi." Aişe validemiz devam ediyor: "Gençtim, hiçbir şey anlamıyordum. Şaşkınlığım üzerimdeydi. Resulûllah, kollarımın arasında son nefesini verdi de haberim olmadı. Diğerleri ağlamaya başlayınca ne olduğunu anladım. Allah Resulü'nün başını yastığa koydum. Ben de diğerleri gibi yüzüme vuruyordum." Allah'ın emri... Son böyle oldu. Vefatından sonra, Kendisini yıkayanlar, Allah Resulü'nün sırtındaki risalet mührünü göremediler. İslam tarihçileri, Resulûllah'ın vefatıyla nübüvvetin son bulduğuna ve mührün geri alındığına kanaat getirmişlerdir. 275 İbn Hişâm, s. 765
