ALLAH RESULÜ’NÜN HASTALANMASI VE UHREVÎ ÂLEME GÖÇÜ (4)


Râvi, İbn-i Abbas, "Üçüncüyü unuttum" diyor. Peygamberimiz hastalığının başlangıcında namaz kıldırmak için mescide devam ediyordu. Ağırlaşınca yerine Ebubekir'i (r.a.) vazifelendirdi. Ebubekir bulunamayınca Ömer'in (r.a.) namazı kıldırmasını söyledi. Ömer'in (r.a.) sesini tâ odasından duyunca, "Hayır, Benim yerimi Ebubekir (r.a.) almalıdır" dedi. Hz. Ebubekir (r.a.) ondan sonra sürekli namazları kıldırmaya başladı. Bir ara Resulûllah iyileşir gibi oldu. Oysa bu, hastanın son iyilik hâli idi. Mescide girdi. O sırada Hz. Ebubekir'in (r.a.) arkasında namaza durmuştu. Allah Resulü'nün geldiğini gören ashab çok sevindiler, fakat hiçbiri yerinden kıpırdamadı. Resulûllah bu disiplinden çok memnun oldu, tebessüm etti ve yatmaya döndü. Resulûllah'ın (s.a.v.), vefatından önce bir beyaz katırı, silahları, bir miktar arazisi vardı. Araziyi devlet hazinesine devretti. Kılıcını damadı Hz. Ali (r.a.) aldı. Birdenbire hatırına geldi, "Hepsi yedi altınımız olacak, sadaka edin!" dedi. Mülkiyet altındaki bu parayla Allah'ın huzuruna çıkmaktan utanacağını ifade etti. Bazı hadisçiler (İbn Mesud) Resulûllah'ın şöyle buyurduğunu naklederler: "Hayber'de birkaç yıl evvel yediğim zehirli etin acısını bütün yakıcılığı ile içimde duyuyorum. Acısından kalp damarım kopuyor." Yine İbn Mesud, "Allah Resulü, Hayber'de yediği zehirli etin tesiri ile şehid düştü" demiştir. Zaman geçtikçe Allah Resulü'nün hastalığı artıyor ve ateşi yükseliyordu. Soğuk su banyoları ile ancak biraz rahatlıyorlardı. "Ey Allah'ın Resulü, ne yüksek hararetiniz var" diyenlere, "Biz böyleyiz, bizim üzerimizde bela şiddetli olur, ecrimiz de ona göredir" buyurdu.