DÜNYA GÖRÜŞÜ FARKLILIĞI (3)
lah'ın halifesi olmak sıfatıyla yaratılmıştır. Ve ölümle başlayan ebedî bir hayat vardır. Burada insanın hâl ve fiillerinin tarlası hükmündeki dünya hayatının hesabı görülecektir. İslam'ın bu `düalist' özelliği, yani ahiret ile dünyayı bir bütün olarak telakkî etmesi; insana, hayata ve olaylara bakışını da kendisine has kılmıştır. Vedâ Hutbesi'yle ve diğer birçok İlâhî ve Nebevî delillerle ortaya çıkan İslam'ın insana bakış modeli, bu sebeplerle Batı'nın materyalist mantığından çok uzaktır ama ilmî ve fıtrî cihetle ele alındığında tam bir isabetle hakikatin kendisi olmuştur. Buna göre; önce insan bütün gerçekleriyle anlaşılmalıdır. Hak ve hürriyetlerinden bahsedilen insanı tanımamak en büyük tezattır. Tanınmayan, bilinmeyen, fıtrî özellikleri tespit edilemeyen insana hangi hakkı ve hürriyeti nasıl ve ne miktar vermeliyiz? Bunun tesbiti mümkün nüdür? İnsanı ise ancak Yaratanı bilir. "Yaratan bilmez mi? Çünkü O, Latîf'tir, Habîr'dir." O hâlde, insan; kendisini, Yaratanın bildiği ve bildirdiği İlahî ve Nebevî kaynaktan öğrenecektir. Resulûllah'ın tesis ettiği İslam cemiyetinde, insana aziz ve muhterem bir varlık olarak bakılır ve gerçekte insan, mahlûkâtın eşrefidir. Nitekim şu âyet-i kerime, bunu teyid etmektedir: "Biz gerçekten Âdemoğullarını mükerrem ve şerefli kıldık." 273 Ve insanın beden aslı toprak olup, ruhu ise bir nefha-i İlâhîdir. Bu cevher Allah'tan gelmiştir. Yine O'na rücû edecektir. Her insan Allah'a gidişte seyr ü seferdedir. Bu mükerrem varlık, her türlü nefsanî ve şeytanî hâl ve vasıflardan uzaklaşarak, melekî hâl ve sıfatlara bürünüp Cenab-ı Hakk'ın huzuruna kalb-i selimle çıkabilmelidir. Yaratılış gayesi ve hayatın hikmeti budur. İşte Vedâ Hutbesi'nde insana bakış ölçüsü budur. Hedefi fazilet olan fertlerden oluşan bir toplumda, hak ve hürri273 İsrâ, 70
