FETİHLERİN EN BÜYÜĞÜ HİKMETLERİN DE EN GÜZELİNİ TAŞIR (3)


ise ilkbaharda çatlayan toprağa inen rahmet yağmuru gibidir. Onu, fıtrat toprağı çeker. Gönül ona kanat açar. Bütün bunların sayısız misalleri mevcuttur. Mekke'nin fethinin çağrıştırdığı bir güzel mânâ da şudur: Nasıl ki, yeryüzünün kalbi hükmünde olan Kâbe'nin putlardan temizlenmesi, insanlığın kurtuluşu yolunda hayatî önem taşıyorsa, aynı şekilde beden ülkesinin merkezi olan insan kalbinin her türlü putlardan ve mâsivâdan temizlenmesi de insan için hayatî önem taşımaktadır. Mekke'de Kâbe Beytullah olduğu gibi, gerçekte insandaki kalb de Beytullah'tır. Zâhirde Kâbe'nin temizlenmesinin anlamı, hakikatte kalplerin putlardan ve mâsivâdan temizlenmesidir. Hudeybiye Muahedesi, Mekke'nin fethine zemin hazırlamıştır. Hudeybiye Muahedesi ile müşrikler, ister istemez Müslümanların varlığını kabul etmiş oldular. Aslında müşrikler, bu konuda hiç de gönüllü değillerdi. Nitekim, müşrik temsilcisi Süheyl, `Resulûllah' ifadesini anlaşma metnine koydurmamak için direnmişti ve koydurtmamıştı. Bu muahede ile Müslümanların hacca gitmelerine ve böylece Mekkelilerle temas etmelerine imkân sağlanmış oluyordu. Bu ise, İslam'ın Mekke'de yayılıp gelişmesine ve Mekke'nin içten fethedilmesine zemin hazırlamış oluyordu. Bu muahede esnasında Müslümanların, 1400 kişilik kuvvet iken, iki yıl sonra Mekke'nin fethi esnasında 12 bin kişiye çıkmaları, İslam'ın daha ziyade sulh ortamında yayıldığını gösterir. Çünkü, sulh ortamında tefekkür vardır, muhasebe vardır. Tahrik, yönlendirme, şartlandırma yoktur. Nitekim, anlaşmadan bir yıl sonra hacca giden Müslümanların akraba ziyaretleri, hasret gidererek muhabbetle konuşmaları ve gelişen ticarî münasebetler, Mekke'nin içten fethedilmesine sebep olmuştur. Hudeybiye Muahedesi'nin şartları, görünüşte, Müslümanların