SİYASÎ DİPLOMASİ VE MEKTUPLARIN TAŞIDIĞI HİKMETLER (10)
dınlara iftira etmekten, dil tecavüzünden nehyediyor. Allah'a ibadet edip, O'na hiçbir sûrette şirk koşmamayı emrediyor. Namaza, sadaka ve ihsana, oruca davet ediyor. Biz de O'na inanıp, getirdiği dine tâbi olduk. Allah tarafından getirdiklerini tasdik ettik. O'nun haram dediğini haram bildik, helal dediğini helal tanıdık. Bundan dolayı; kavmimiz bize düşmen kesildi. Bize türlü türlü işkenceler yapmaya kalkıştılar. Bizi dinimizden çevirip yine putlara ibadete zorladılar. Bize zulmettiler. Bizimle dinimiz arasına giriyor, Allah ile kulu ayırmak istiyorlar. Biz de, onlardan kaçarak sizin ülkenize iltica ettik. Size sığındık. Sizi, başkalarından daha iyi gördüğümüz için burayı tercih ettik. Sizin komşuluğunuzu, başa devlet bildik. Sizi emin bulduk." Bu konuşmasıyla Câfer b. Ebi Tâlib, dine neden gerek olduğunu, İslam'dan önceki cahiliye hayatlarıyla, İslam'a girdikten sonra kazandıkları izzet ve şeref arasındaki farkı çok güzel bir şekilde ortaya koymuş, dinleyenlerin kafasında hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde İslam'ın üstünlüğünü ve güzelliğini ifade etmiştir. Bu sözlerden çok etkilenen Necaşi'ye, Meryem Sûresi'nden bazı ayetler de okumuş ve okunan ayetler karşısında kralın gözlerinden akan yaşlar sakalını ıslatmıştı. Hz. Câfer'in, Habeş Kralını ve etrafındakileri böylesine etkilemesinin sebebi; İslam'ı çok iyi bilmesi, büyük bir inançla müdafaa etmesi ve bizzat kendi nefsinde yaşamasıydı. Demek ki, Müslüman, her zaman ve her yerde, her şart altında İslam'ı anlatmayı ve müdafaa etmeyi kendine vazife edinmelidir. Bu vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmek için de, dilini iyi bilmesi, iyi konuşmacı olması, aynı zamanda dinini her yönüyle bilmesi, kendi nefsinde bizatihi yaşaması ve kendine dava edinmiş olması şarttır.
