SİYASÎ DİPLOMASİ VE MEKTUPLARIN TAŞIDIĞI HİKMETLER (8)


hid kelimesine sarılacak; yani, Allah'tan başka hiçbir ilaha tapmayacak, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayacak ve üçüncü bir husus olarak, Allah'tan başka hiç kimseyi ve hiçbir şeyi efendi olarak kabul etmeyecek. Bu kısımdaki hitabın, imparatorun tebaasına yapılmış olması da manidardır. Şöyle ki; aslında kendilerine kitap verilmiş olan ve teslis akidesine dayalı bir dine mensup bulunan bu insanlar, gerçekte imparatoru bir efendi ve adeta ilah gibi kabul etmekteydiler. İşte, imparatorun köleleri durumundaki bu insanların onun huzurunda yalnızca Allah'ı, efendi olarak kabul etmeye çağrılmaları, dahası imparatorun da aynı yola davet edilmesi ve tek gerçek hâkimin ancak Cenab-ı Hak olduğunun ifadesidir. İslam inancına göre; halkın başına hükümdar olan kimseler, kimsenin erişemediği bir ilah, bir efendi konumunda değil, insanlar arasında Allah'ın hükümleriyle hükmeden ve Allah'ın koyduğu sınırların korunmasını sağlayan bir idareci durumundadır. Bu yönüyle düşünüldüğünde, onun da, diğer Müslümanlardan hiçbir farkı yoktur. Tek fark, daha önce de izah edildiği gibi, üzerindeki sorumluluğun büyüklüğüdür. "Şayet onlar sırtlarını dönüp, bundan kaçınacak olurlarsa, şöyle deyiniz: Siz şahit olun ki, bizler (Allah'a) itaat edip teslim olan Müslümanlarız." Mektubun sonunda, bu daveti kabul eden kitap sahiplerine hitaben; İslam'a girmeyen ve kendilerine karşı çıkan kimselere takınmaları gereken tavır belirleniyor ve bu daveti reddedenlere, Müslüman olmaktan kaçınanlara, iman ettiklerini ve Müslüman olduklarını açıkça söylemeleri emrediliyor. Bu emirde kafirlerle Müslümanların arasının kesin çizgilerle ayrılması ve mü'minlerin imanlarını ortaya koyması gerektiği mânâsı vardır. Resulûllah'ın her beldeye, o bölgenin dilini en iyi konuşabilen, o yöre halkını iyi tanıyan, âdetlerini bilen sahabeleri seçip gönderdiğini görüyoruz. Burada, Müslümanın lisan öğrenmesinin, bilgi