ÜSTÜN TEVAZUU HEYBETİNİ EKSİLTMEZDİ (3)


İşte, bütün insanların efendisinin, Medine'nin ileri gelenlerinden birisine yaptığı ziyareti böyle merasimsiz geçiyordu. Yaya olarak evine gidiyordu. Dönerken de, beraberinde bulunan kimseyi terkisine alarak merkebe biniyordu. Onun hoşgörüsü ve ahlakı, emrinin nafiz olmasına ve kendisine itaat etmenin Allah'a yaklaştırıcı olmasına mâni değildir. Halkın içinde oluşu ve tevazuu; her an Allah'la olduğu ve O'nun heybet ve muhabbetiyle arz üzerinde yürüdüğü için insanların ünsiyeti, itaatsizlik ve gevşekliğine sebebiyet vermezdi. Bir gün ashab ile birlikte yolculukta bulunuyordu. Yemek hazırlığını yapmak istediler ve iş bölümü yaptılar. Allah'ın Resulü odun toplamağa başladı. Sahabeler, O'nun çalışmamasını istedilerse de ısrar etti; çünkü, kendisini arkadaşlarından üstün göreni Allah sevmezdi. Bir bedevi, Peygambere vardığında, heybetten titremeğe başladı. O zaman Peygamber şöyle dedi: "Kureyş kabilesinden, kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum. Korkma; buyur." Yine bir gün sahabelerden bir cemaate uğradı, cemaat ayağa kalktı. Bunun üzerine Resulûllah şöyle dedi: "Müslüman olmayanların birbirlerine saygı gösterip ayağa kalktıkları gibi kalkmayın." Resulûllah (s.a.v.) medh ü senâda ifrat etmekten, büyüklüğü ifade eden vasıfları söylemekten hoşlanmazdı. Ben-i Amir kabilesinden bir heyet gelerek Resulûllah'a şöyle dedi: "Sen bizim ulumuzsun." Resulûllah (s.a.v.), "Ululuk Allah'a mahsustur" dedi. Onlar, "Siz, bizden çok faziletli ve iyilikseversiniz" deyince, Resulûllah, "Bunu söyleyiniz, fakat şeytan sizi yoldan çıkarmasın" buyurdular. Allah Resulü, çok mütevazı ve edepli idi. Rastgeldiği kimselere selam verir, büyük veya küçük kiminle konuşursa; bütün vücuduyla ona dönerdi. Bir kimse ile tokalaşsa, elini en son çekerdi. Tasadduk ettiğinde, sadakasını muhtaç olana verirdi. Bir meclise girer-