ÜSTÜN TEVAZUU HEYBETİNİ EKSİLTMEZDİ (4)


se, cemaatin vardığı yerin nihayetinde otururdu. Bir arkadaşının ve komşusunun ihtiyacı için hizmet etmekten çekinmezdi. Çarşıya gider ve eşyasını kendisi taşır, "bunu taşımak bana düşer" derdi. İşçinin yapacağı işi yapmaktan çekinmezdi. Camiin inşaatında ve hendek kazmada bizzat çalışmıştı. Halbuki, İslam'a karşı birleşmiş olan kabileleri püskürtmek için savaşa hazırlanmış İslam ordusunun başkumandanı idi. Resulûllah (s.a.v.), giyim-kuşamında ve evinde de mütevazı idi. Etrafındakiler gibi giyer ve otururdu. Hür, köle, cariye ve fakirin davetlerine icabet ederdi. Bir kimse, herhangi bir şey için mazeret beyan ederse kabul ederdi. Devesini bağlar, hizmetçiyle birlikte yemek yer, zayıf ve fakir olanların ihtiyacını karşılardı. Temiz ve pak ruhunun derinliklerinden gelen bu tevazu ve alçak gönüllülüğü heybet ve sevgisini eksiltmezdi. Peygamberimizin medh ü senâsı sadedinde şöyle denilmiştir: Ani olarak O'nu gören önce korkar, Kendisiyle teşrik-i mesai yapınca O'nu sevmeye başlardı. Ashabın ve sair insanların O'na karşı münasebetleri, edep ve sevgi dairesinde cereyan ederdi. Kibirlenmez ama haddi aşmayı asla kabul etmezdi.