MERHAMET O’NDA DİLE GELİRDİ (2)
hesabını göreceğim." Bir baktım ki; Hz. Peygamber, onlara hitaben şöyle diyor: "Benim halim ile sizin haliniz, Yusuf (a.s.) ile kardeşlerinin hali gibidir. Bugün sizi kınayacak söz yok. Allah, günahlarınızı bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir." Hz. Ömer, "Peygamberin bu sözlerine karşı söylediklerimden utandım ve rüsvay oldum" diyor. Sıradan insanlarda, intikam hissi ve zafer sarhoşluğunun etkisi altında kaybolan merhamet duygusu, peygamberlerde sabit kalarak duygunun sınırını aşmadığı gibi, başka bir duygu da onun sınırını aşmıyordu. O'nun merhameti, bütün insanları kapsamına alıyor, kuvvetlilerden önce zayıflar bunu hissediyordu. Buhari ile Müslim şöyle rivayet etmektedirler: Peygamber buyurdu ki: "Uzatmak gayesiyle namaza geçiyorum. Fakat çocuğun ağladığını duyunca namazı aceleye getiriyorum. Çünkü, çocuğun annesinin şefkatini biliyorum." Peygamberin merhameti hayvanlara da şâmil idi. Onlara da herkesten ziyade acırdı. Abdurrahman b. Abdullah şöyle diyor: "Bir yolculukta Peygamber ile birlikte idik. Humurra adlı bir kuş ile iki yavrusunu gördük; her iki yavruyu da aldık. Bunun üzerine Humurra üstümüzde uçmaya ve dolanmaya başladı. Hz. Peygamber yanımıza varınca, "Kim bunun yavrusunu aldı? Onu kendisine geri veriniz" dedi." Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ok atmayı öğrenmek için hayvanlara nişan almayı yasakladığı gibi, hayvanı kesmek isteyen kimseye de, bıçağını bilemesini, keserken hayvana istirahat imkânı sağlamasını ve bir hayvanın gözü önünde kesmemesini emrederdi. Evet, O'nun merhameti her şeyi kapsamıştı, fakat sınırını da aşmamıştı. Şair Ebu Uzze, bir defasında Müslümanlara esir düşmüştü. Serbest bırakılması için Resulûllah'a yalvardı. Peygamber (s.a.v.) o günden itibaren kendisine ters düşmemek şartıyla onu serbest bı-
