O BİR SABIR ÂBİDESİYDİ (2)
dı ve kan fışkırmaya başladı. "Muhammed öldürüldü" diye yaygara koparıldı. Bunun üzerine Müslümanlar dağıldılar. Bir kısmı Medine'ye gitti, bir kısmı da dağlara çıktı. Sahabeler şaşırıp kaldılar; ne yapacaklarını bilemediler. Resulûllah, okları torbasından çıkarıp Sa'd ibn-i Ebi Vakkas'a veriyor ve `at' diyordu. Ebu Talha el-Ensari de, mahir ve attığı oku hedefe isabet ettiren bir okçuydu. Hz. Peygamberin uğrunda savaştı. Okunu attığı zaman, Peygamber (s.a.v.) başını kaldırarak okun nereye düşeceğini izliyordu. Müslümanların hezimete uğrayıp kaçtıkları ve birkaç kişiden başka yanında hiç kimsenin kalmadığı bu çetin günde O, savaşa sabırla devam etti. Bir tarafı üç bin, diğer tarafı birkaç kişiden ibaret olan bir savaş idare ediyordu. Beraberinde bulunan kimselerle birlikte cesurca, yılmadan çarpışmaya devam etti. Müşrikler, ziyanın kazançtan fazla olduğunu anlayınca savaşmayı bırakıp gittiler. Bu sabır nasıl bir sabırdır!" Hendek günü, Medine uzun uzadıya çetin bir muhasaraya alınmıştı. Öyle ki, Müslümanların uyku ve rahatları kalmamıştı. Düşmanlar, gediklere hücum ve baskınlar yağdırıyordu. Müslümanlar, gafil avlanmamak için sağa sola gidip geliyorlardı. Bu hal epeyce devam ettiği için Müslümanlar bitkin bir hale gelmişlerdi. Kur'an-ı Kerim bu olaydan şöyle bahseder: "Onlar, o vakit hem üstünüzden, hem altınızdan size gelmişlerdi. O zaman gözler yılmış, yürekler gırtlaklara kadar dayanmıştı. Ve siz, Allah'a karşı türlü zanlarda bulundunuz. Mü'minler işte orada imtihana çekilmişler ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı." 15 Bu korkunç ortamda şimşek gibi çakan bir haber geliyordu: Kurayza kabilesi, ahdini bozup Müslümanlara karşı savaş ilan etmişti. Böylece Müslümanlar ölüm, çocukları da esir olma tehlikesine mâruz kalmışlardı. Bir kumandanın böyle bir ortamda gösterdiği sabır ve tahammül, elbette çok yüksek bir sabırdır. Peygamber (s.a.v.) o 15 Ahzab, 7
