O’NUN AHLAKI ÖLÇÜ İDİ (4)
Şefkat ve merhameti her şeyi kapsayan Allah Resulü; devamlı tebessüm eden bir insan değildi. Kızması gereken yerde kızar, susması gereken yerde susar, üzülmesi gereken yerde üzülürdü. Bütün bunları nefsinden değil, her an Allah ile olmanın şuuruyla yaptığından, değişik her haliyle de insanları irşad ederdi. Bir gün, hücresini gözetleyen birisini görerek hiddetle dışarı çıkmış; ashabına: "O evimi seyredeni yakalasaydım gözlerini oyacaktım" buyurmuşlardır. Resulûllah Efendimiz bu tavrıyla namus meselesinin ehemmiyetini öğretmişlerdir. Diğer taraftan; bir gün, kendisine bir genç gelerek zina yapmayı istediğini söylediğinde ashabdan bazıları gencin üzerine yürüdüler. Resulûllah ise, onlara durmalarını işaret ederek genci yanına aldı ve büyük bir sevecenlikle, "Senin annenle zina yapılmasına razı olur musun?" dedi. Genç, "Nasıl olur ya Resulallah!" dedi. Resulûllah, "İşte senin zina yapmak istediğin kimse de birisinin annesidir" dedi ve devam etti: "Kız kardeşinle zina yapılmasını ister misin?" Genç, "Nasıl isterim ya Resulallah!" deyince Allah'ın Resulü, "İşte zina yapacağın kişi de mutlaka birinin kardeşidir" buyurdu. Bu şekilde halası, teyzesi için de aynı soruyu yöneltip aynı cevabı aldı. Genç, hatasını anlamıştı. Huzurla Resulûllah'ın yanından ayrılırken, Peygamber Efendimiz de, kendisini iffetli kılması yolunda Allah'a dua etmişlerdi. Rivayetlere göre bu genç, Medine'nin iffet ve hayâ yönünden en üstün genci olmuştur. Dikkat edilirse, Resulûllah'ın tavrı farklıdır, fakat öğrettiği şeyde elde ettiği netice aynıdır. Kendisine üç soru sorup cevabı aldıktan sonra şehadet getiren birisine henüz Müslüman olmasına rağmen, "Bu altın ve ipek de ne oluyor? Bunlar dinimizde haramdır" diyerek boynundan çıkarmışlardır. Bazıları ise; zekât vermemek ve oruç tutmamak kaydıyla Müslüman olmak istediklerinde, Resulûllah, onların bu tekliflerini kabul etmiştir. Zekât ve oruç zamanına yaklaşık bir sene var olduğuna
