O’NUN AHLAKI ÖLÇÜ İDİ (3)
Resulûllah'ın cihad mantığı da aynı mânâ üzerine oturtulmuştur. O, önce bir grup insanın ıslahıyla cemiyet kurmuş; bunu büyüterek huzurlu bir topluma dönüştürmüştür. Herkesin kardeşlik içerisinde, huzur dolu olduğu bir muhabbet medeniyeti. O devrin civar topluluklarına baktığımızda -ki her peygamberin geldiği dönemde aynıdırise şu manzarayı görürsünüz: 1. Toplumun az sayıdaki elit grubu çarkını kurmuş, güçsüz olanların sırtından geçinmektedir. 2. Bu grup, kanunları da kendi menfaatleri doğrultusunda koymuştur; hatta hukuk bile tanımamışlardır. 3. Halkı bulundukları ortama, zulüm ve çirkinlik dolu hayata alıştırmışlardır. Bunu yaparken insanların beşerî zaaflarını istismar etmişlerdir ki, bu da zina, içki kumar ve eğlencenin yaygınlaştırılmasıyla yapılmıştır. Bunlarla hayatını geçiren insanlar, zamanla hayata atıldıklarında çarkın içerisinde günlerini gün etmenin verdiği geçici teskinlikle avunarak mücadele ruhlarını kaybetmiş; hatta içinde bulundukları kötü hayata alışarak onu savunmaya başlamışlardır. İşte böyle bir topluma Resulûllah Efendimiz örnek elçiler yollar. Yaşadıkları güzel hayatı anlattırıp, onlara kıyas imkânı verir. Sonunda ya Müslüman olup zulümden kurtulurlar, ya dinlerinde serbest kalıp yönetimde Müslümanların hâkimiyetini kabul ederler. Savaş ise hiç laftan anlamayanlar içindir. Bu son merhaleye gelindiğinde, Resulûllah'ın onlarla savaşmaması bir merhamet değil, zulüm olur. Çünkü, hem o insanlar, hem de nesilleri helâk olacaklardır. Bu sebeple, menfaatlerini idrak edemeyecek kadar uyuşmuş olan bu toplulukla savaşılarak az bir kısmı öldürülür. Fakat bu sayede hem geri kalan insanlar, hem de onlardan meydana gelip varlığını devam ettirecek olan nesil kurtarılmış olur. Bu da en güzel merhamet örneğini oluşturur.
