O’NUN AHLAKI ÖLÇÜ İDİ (2)
dönüşmüştür, yahut da merhametsizlikle mahlûkata zulüm yapmışlardır. Halbuki Resulûllah Efendimiz, engin bir merhametle, Allah yarattığı için her mahlûkata saygı duymuş; incitmekten çekinmiş; fakat diğer varlıkların fıtratlarına uygun olarak yaşamasına mâni olduğunu gördüğü her şeyi de yok etmekten çekinmemiştir. Mesela; çekirgeye merhamet beslenir fakat ekinlere zarar veriyorsa devreye onunla mücadele etmek girer ki, bu sûretle çekirgenin öldürülmesi gerekir. O çekirgeyi öldürmek kalpteki merhameti ortadan kaldırmaz. Hatta yüzlerce insanı besleyecek nimete mâni olarak zarar verdiği için onu öldürmek daha geniş çaplı bir merhamet örneğini oluşturacaktır. Beşerî hukuk sistemlerinde, önce suça giden yollar açık tutulur; sonra da suça düşenlere ceza verilir. Bu ise zulümdür. Bazı insanseverler (!) de, bu insanların affedilmesi için seferber olurlar ki, bu da keşmekeşliğe yol açar. Resulûllah Efendimiz de suç işleyene acır, merhamet eder, fakat bunu yaparken önce toplumu ıslah etme mücadelesini verirdi. İnsanları ıslah eder, suça giden bütün yolları da tıkardı. İşte bundan sonra da ıslah edilen böyle bir toplumda yaşadığı hâlde toplumun geneline tecavüz mahiyetinde suç işleyen bir insana, toplumun helâkına müsaade etmeyeceği için en uygun karşılığı verirdi. Bu hem aynı suçu daha fazla işlenmesine mâni olmakla o insan için rahmettir; hem de hayatlarına kastettiği insanlar için rahmettir. Nitekim, Hz. Mevlana, "Taarruz eden bir kâfirin ölümü kendisi için rahmet; öldüren için merhamettir" buyurarak bu hakikati ifade etmişlerdir. Yine bu sadetten olmak üzere, nefsine karşı işlenen suçu affeden Peygamber Efendimiz; cemiyete karşı işlenmiş suçları İslam'ın mânâsına karşı işlenmiş bir suç saydığı için asla affetmemiştir. Kendisine zehir yediren bir Yahudi kadını affeden Resulûllah Efendimiz (s.a.v.); hırsızlık yapan bir kadının, soylu olduğu için affedilmemesini isteyenlere karşı celâllenerek: "Bu işi yapan, kızım Fatıma da olsa elini keserim" buyurarak topluma ve onun zımnında İslam'a yapılan bir cürmü asla affetmeyeceğini göstermiştir.
