İSLAM DAVETÇİSİNİN VASIFLARI (3)
Varlık ve yokluğun münakaşa edildiği topluluklarda, iman ve itikad konularında bir temel oluşturulduktan sonra diğer mevzulara geçilmelidir. Nitekim, İslam'ın ilk yıllarında Mekke'de nâzil olan ayetlere baktığımızda, iman ve itikad konularını içerdiğini görürüz. Daha ileriki yıllarda, sosyal hayatı düzenleyen ayetler nâzil olmuştur. Davetçi, meselelere her an hazır olmalı; gerekli hususlarda eğitilmelidir. Davette her türlü vasıtadan istifade edilmelidir. Bu vasıtalar çağımızda, özellikle her türlü basın-yayın organlarıdır. Resulûllah (s.a.v.) zamanında böyle araçlar yoktu. Herkesin duyması gereken bir şey konuşalacağı zaman Allah Resulü, Mekke yakınlarındaki Safa tepesine çıkar, halka oradan seslenirdi. Resulûllah (s.a.v.), davetini açığa vurma ayeti geldiğinde, bu usulü kullanarak Safa tepesine çıktı ve kavmini Allah yoluna davet etti. Davetçi, işe yakınlarından başlamalı. Resul-i Ekrem (s.a.v.), davasını tebliğ ederken işe en yakınlarından, akrabalarından başlamıştır. Yakınlar davetçi için destek de olabilir, bir engel niteliği de taşıyabilir. Resulûllah'ı (s.a.v.) her zaman koruyan Hz. Ebu Tâlib, O'nun desteğiydi. Sâdık eşi Hz. Hatice, davasında baş yardımcısıydı. Bunun yanı sıra, diğer amcası Ebu Leheb, O'nun davasının en büyük düşmanlarından birisiydi. Cemaatler, ittifak edilen konularda mutlaka biraraya gelmeli; ihtilaf edilen konular geriye bırakılmalıdır. Davetçi antitezi değil, tezini anlatmalıdır. İktisadî organizasyonlar oluşturulup, `Müellefe-i Kulûb' müssesesi geliştirilmelidir.
