YEZİD’İN İBN ABBAS’TAN BİAT İSTEMESİ (3)
Sen hiç şüphesiz zayıf, hafif akıllı, işin sonunu düşünemez bir adamsın! Sen, Hüseyin'i ve Abdulmuttaliboğulları'nın karanlıkları aydınlatan yiğitlerini kumsal bir yerde leşkerinle vurup yerlere serdiğini, onları kumlara, topraklara, kanlara bulanmış, çırılçıplak, kefensiz bir hâlde meydanlara bıraktığını, rüzgarların onların üzerine toprak savurduğunu, onların parçalanan cesetlerini kurtların dişlerine takıp oraya buraya gezdirdiklerini, sırtlanlarında o cesetleri kurtlardan yağmalayıp inlerine kaldırdıklarını, nihayet onların kanlarına girmeye katılmayan kavimlerden Allah'ın takdir ve nasip ettiği kimseler tarafından geceleyin kefenlenerek gömülmüş olduklarını unuttuğumu mu sanıyorsun? Benim unutamayacağım, senin de unutmaman gereken şeylerden biri de; zinakâr oğlu zinakâr, merhamet duygusundan mahrum ve uzak, baba ve ana yönünden bir soysuzun oğlunu onların üzerine musallat etmendir ki, onun babası senin babana kardeş olduğunu iddia etmiş, baban da dünya ve ahirette, sağılığında ve ölümünden sonra kendisi için ar ve ayıptan, utanmaklık ve horluktan, yüz karasından başka bir şey olmayan bir işi tutmuş, onu soyuna katmıştır. Peygamber (s.a.v.), "Çocuk doğduğu döşeğe düşer" buyurduğu hâlde, baban onu temiz, pâk bir çocuğu nesebine katar gibi katmış, bilmeyerek sünneti öldürmüş, kasten bir bidati ihya ve ihdas etmiştir. Unutmadığım ve unutamayacağım şeylerden birisi de Hüseyin b. Ali (a.s.)'ı Resulüllah (s.a.v.)'in haremi olan Medine'den Allah'ın haremi olan Mekke'ye gitmeye mecbur etmen ve hile ile adamlar gönderip onu yok etmek için kandırman, Allah'ın haremi olan Mekke'den yola çıkarıp, Kûfe yolunu tutturmandır! O, Mekke'den çekine çekine ve etrafına bakına bakına çıkmıştı. O, evvel ve âhir, Mekkeliler'e karşı Mekkeliler'in en şereflisi idi.
