HZ. ALİ’NİN EDEBÎ KİŞİLİĞİ (4)
Hz. Ali'nin sözlerini okuyup ibretle düşünen kişi zanneder ki, O'nun dünyadan nasibi ancak zahidliktir. Allah'a kullukta bulunurken bu dünyayı terk etmektir. O bir bucağa çekilmiş yahut bir dağ eteğine sığınmış, halktan ayrılmıştır. Kendi duygusundan başka bir şey duymaz, kendi soluğundan başka bir soluk teneffüs etmez. Kendinden başka kimseyi görmez. Bu sözlerin, savaş denizlerinde dalgalar yutan, coşup köpüren, kavga ve boğuşma deryalarına dalıp çıkan, elinde yalın kılıç, haktan baş çekenlerin başlarını bedenlerinden ayıran, ünlü kahramanları Allah'a kulluk ve itaat yolunda helak toprağına seren, kılıcından kanlar damlaya damlaya, canlar döküle saçıla ve meydanlarda nara atarak dönen birisinin sözleri olduğuna inanmaz. Oysa ki, bu durumlarla birlikte yine de zühd ve takvada, gönül açıklığında, Allah'a kulluk etmede dünyanın bütün zahidlerinden daha üstündür. Hz. Ali, zıtlıkları nefsinde toplayan, yiğitlikle gönül alçaklığını, yücelikle kulluğu bir arada yürüten eşsiz bir insandır. Dikkat ve ihtimama rağmen O'nun sözlerinden hiçbirini bırakmadım, hepsini yazdım gibi bir davaya girişmeme imkân bulunamaz. Bana ulaşmayan sözlerinin ulaşanlarından daha fazla olması da mümkündür. Ben ancak kudretimin yettiği kadar çalışıp çabaladım. Gerçeği aydınlatıp doğru yolu apaçık göstermek ancak Allah-u Teala'nın sonsuz lütfuyla olur. Bütün bu çalışmanın sonucu olarak meydana gelen bu kitaba "Nehcü'l-Belağa" adını vermeyi uygun buldum. Çünkü bu kitap, okuyanlara, arzu edenlere belagat kapılarını açan, fesahat kaidelerini onlara ulaştıran bir kitaptır. Hem âlimlerin ve hem de bilgiyi elde etmek isteyenlerin bu kitaba ihtiyaçları vardır. Belagat ve hitabet erbabı bu eseri ellerinden düşüremezler."
