HZ. FÂTIMA’NIN VEFAT ÂNI (4)
tirmişti. Resûlullah (s.a.v.) bu kâfuru üç kısma ayırdı; bir kısmını Kendisi için, bir kısmını Ali (a.s.) için ve bir kısmını da Benim için. Kâfur kırk dirhem ağırlığındaydı." Sonra şöyle dedi: "Ey Esma! Babamın falan yerde bulunan kâfurunun geri kalanını getir ve başımın ucuna koy." Esma kâfuru getirip başının ucuna koydu. Sonra namaz kılmak için abdest alırken Esma'ya şöyle dedi: "Sürdüğüm kokuyu getir. Namaz kılarken giydiğim elbiselerimi getir." Sonra abdest aldı. Örtüyü üzerine serdi ve şöyle dedi: "Biraz bekle, sonra Beni çağır. Cevap verdiysem bir şey yok demektir. Ama cevap vermediysem, bil ki Babamın yanına gitmişim. O zaman hemen Ali'yi çağır." Artık ölüm ânı iyice yaklaşınca, perde kalktı ve Fâtıma Efendimiz (a.s.) keskin bir bakış yöneltti ve şöyle dedi: "Cebrail'e selam olsun! Resûlullah (s.a.v.)' selam olsun! Allah'ım Resulü'nün (s.a.v.) yanına al! Allah'ım hoşnutluğuna, katına, yurduna, esenlik yurduna al!.." Sonra şöyle dedi: "Şu gök halkının kervanıdır. Şu Cebrail, şu da Resûlullah'tır (s.a.v.). Bana sesleniyor: Kızım! Gel! Burada Seni karşılayacak şey Senin için daha hayırlıdır." Gözlerini açtı ve şöyle dedi: "Ve aleyke's-selam, ey ruhları kabzeden! Acele et. Bana acı verme." Ve ardından şöyle dedi:
