SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ (2)


Onlar, "Muaviye kötü bir adam olsa da eli altındakilere iyi davranıyor. Şam halkına nasıl davrandığını görmüyor musunuz? Şamlılar ondan ne kadar da razılar!" diyorlardı. Muaviye'yi tanıyanlara göre, o, her ne kadar kötü bir insan olsa da iyi bir yöneticidir. Yönetime o geçecek olursa Kûfe halkıyla diğer insanlar arasında fark gözetmez şeklinde tanımışlardı. Hele bir de Muaviye sabırlı ve tahammüllü bir kişi olarak tanınmıştı. Muaviye'nin siyasi bir sabrı vardı; nitekim tarihçiler, Kûfeliler hakkında siyasi sabrını gündeme geçiremedi, bunu gündeme geçirecek olsaydı manevi açıdan da başarı sağlardı, diye onu eleştirmişlerdi. Muaviye siyasi sabrıyla meşhurdu. İnsanlar gidip ona küfrediyorlardı; o ise gülüyor, sonunda da para veriyor ve onları cezbediyordu. Hükümet için bundan daha iyisi bulunmaz, kötü bir kişi olsa da varsın olsun diyorlardı. İmam Hasan (a.s.) da bu nedenle (barış yapmaya karar verdi; sanki halka diyordu ki:) "Pekâlâ; işleri iyi yapması için biz bu kötü adamı getirdik; görün bakalım beklediğiniz gibi bu kötü adam işleri iyi yapacak mı?" Kesinlikle Muaviye zalim bir yönetici olarak tanınmamıştı; sadece makamperest ve koltuk sevdalısı bir kişi olarak tanınmıştı. Muaviye'yi ve onun nasıl bir yönetici olduğunu gerçekten İmam Hasan'ın (a.s.) barış dönemi tanıttı. Şöyle bir soru da konuşulanlar arasındadır: Barış antlaşmasını İmam Hüseyin (a.s.) da imzaladı mı? Ve acaba İmam Hüseyin (a.s.) İmam Hasan'ın (a.s) barışına itiraz etti mi? Buna cevap olarak şunları söylemekte fayda var: Ben hiçbir yerde İmam Hüseyin'in (a.s.) barış antlaşmasını imzaladığını görmüş değilim; İmam Hüseyin'in (a.s.) imzalamasına gerek yoktu. Çünkü o dönemde İmam Hüseyin (a.s.) İmam Hasan'a (a.s.) tâbi ve teslim olan bir kişiydi. İmam Hasan'ın (a.s.) yaptığı her şeyi kabul ve teyit ediyordu.