SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ (2)


Bu maddeler, özellikle beşinci ve (Emirü'l-Mü'minin Ali'ye lanet etme meselesi olan) üçüncü madde birinci maddeden de anlaşıyor; çünkü Muaviye Allah'ın Kitabı, Resulüllah'ın (s.a.v.) sünneti ve Hulefa-i Raşidinin gidişatına uygun davranmayı taahhüt etmiştir. Bu madde, 3. ve 5. maddeyi de içermektedir; fakat buna rağmen Muaviye'nin üzerinde durduğu ve aksine davranacağını bildikleri için, ileride bunlar hakkında hiçbir tevil ve yorumda bulunulmaması için tek başına antlaşma maddelerinden biri olarak yerleştirildi. "Ve İslam âleminin hiçbir yerinde korkutulmamalı, tehdit edilmemelidirler." Bu ifadeyle, şimdiden senin davranışlarına karşı kötümseriz demek istiyorlar aslında. İmam Hasan ve Muaviye arasındaki antlaşmanın maddeleri bunlardı. Muaviye'nin, Abdullah b. Amir isminde bir temsilcisi vardı. Muaviye onu altını imzaladığı bir mektupla İmam Hasan'a (a.s.) gönderip şartları sen yaz, senin bu sayfaya yazdığın tüm şartları kabul ediyorum dedi. İmam Hasan (a.s.) da barış antlaşmasına bu şartları yazdı. Daha sonra da Muaviye ben Allah ve Resulü'nü tanık tutuyorum ki eğer böyle yapmazsam şöyle olayım. Şöyle yapmazsam böyle olayım diye birçok yemin etti. Böylece antlaşma imzalandı. Dolayısıyla, İmam Hasan'ın (a.s) döneminde ve içinde bulunduğu şartlarda yaptığı bu barışta bir kusur göremiyoruz. Hilafet makamında olan İmam Hasan'ın (a.s.) yaptığı barışla itiraz eden bir kişi olarak İmam Hüseyin'in (a.s.) kıyamını, aralarındaki arz ettiğimiz bu kadar farklara rağmen mukayese etmek doğru değildir. Yani öyle görünüyor ki, o dönemde İmam Hasan olmasaydı ve Emirü'l-Mü'minin Ali'den (a.s.) sonra İmam Hüseyin (a.s.) halife olsaydı, o da bu barış antlaşmasını yapardı. İmam Hasan (a.s.) da Muaviye sonrasına kadar yaşayacak olsaydı İmam Hüseyin (a.s.) gibi kıyam ederdi; çünkü bu iki dönem arasındaki şartlar farklıydı.