HUDEYBİYE BARIŞI (2)
Bu amacını ilan etti; Ashabı ve diğerlerinden oluşan yedi yüz kişiyle (bir görüşe göre de bin dört yüz kişiyle) hareket etti. Fakat Medine'den hareket edince oradan ihrama girdiler ve Kıran haccı yapmak istedikleri için kurbanlıklarını da beraberlerinde sürüp götürdüler. Çünkü Kıran haccında kurbanlık olarak kesilecek hayvanın sürülerek önde götürülmesi ve (geçmişte yaygın bir şekilde yapıldığı gibi) herkesin görünce onun kurbanlık olduğunu anlaması için hayvanını üzerine belli bir alamet bırakılması, örneğin üzerine ayakkabı asılması gerekiyordu. Resulüllah (s.a.v.) uzaktan bakanların savaşa değil, hac yapmaya gittiklerini anlamaları için beraberinde hareket eden yedi yüz kişinin, kafilenin önünde, üzerine kurbanlık alameti bulunan yetmiş deve sürmelerini emretti. Hâl ve hareketi hacıların hâl ve hareketleri gibiydi. Bu iş gizlice değil, açıkça yapıldığı için haber Kureyş'e ulaşmıştı. Resulüllah (s.a.v.) Mekke yakınlarında Kureyş'in kadınlı erkekli, küçüklü büyüklü Mekke'den dışarı çıkıp, "And olsun Muhammed'in Mekke'ye girmesine müsaade etmeyeceğiz" dediklerini öğendi. Haram ay olmasına rağmen onlar, biz haram ayda savaşacağız dediler. Kureyş'in bu hareketi cahiliye sünnetine de aykırıydı. Resulüllah (s.a.v.) Kureyş'in karargâhının yakınlarına kadar ilerleyip beraberindekilere orada konaklamalarını emretti. Taraflar arasında sürekli elçiler gidip geliyordu. İlk önce Kureyş tarafından birkaç elçi peş peşe gelip, "ne istiyorsun; niçin geldi?" diye sordular. Resulüllah (s.a.v.), "Ben hacıyım ve hac yapmak için geldim. Kimseyle bir işim yok. Hac yaptıktan sonra dönüp gideceğim" buyurdu. Gelip hâllerini görenler de dönüp, "Emin olun, Muhammed savaşmak istemiyor" diyorlardı. Fakat yine de kabul etmediler. Müslümanlar (Resulüllah'ın kendisi de) savaşla sonuçlansa bile Mekke'ye gireceğiz; biz savaşmak istemiyoruz, fakat onlar bizimle savaşacak olurlarsa biz de onlarla savaşırız, dediler. Orada "Biat-ı Rıdvan" yapıldı. Bu iş için yeniden Resul-i Ekrem'le (s.a.v.) biatleştiler.
