HUDEYBİYE’DE HZ. ALİ (3)

Hz. Peygamber, "Senin adınla Allah'ım... diye yaz" buyurdu. "Bu Resulüllah Muhammed'in yaptığı anlaşmadır." Süheyl dedi ki, "Eğer Senin Resulüllah olduğunu bilseydik, Kâbe'yi ziyaret etmene engel olmaz, Seninle savaşmazdık. Bunun yerine Abdullah oğlu Muhammed diye yaz." Hz. Peygamber, "Siz yalanlasanız da Ben Allah'ın Resulü'yüm" buyurdu. Sonra Hz. Ali'ye şöyle dedi: "Resulüllah ifadesini sil." Hz. Ali, "Senin peygamberlik vasfını silmeye elim varmaz" dedi. Resulüllah belgeyi aldı ve ibareyi sildi. Sonra Hz. Ali'ye, "Senin başına da buna benzer bir şey gelecek ve Sen buna mecbur kalacaksın" dedi.863   863 Tarih-i Taberi, c. 2, s. 282; El-Kâmil, İbn-i Esir, c. 2, s. 404

HAYBER SAVAŞI’NDA HZ. ALİ

Hayber, yahudilerin en güçlü karargâhlarından biri idi. Burası aynı zamanda fitnenin de merkeziydi. Burada bulunan yahudiler defalarca, Mekkeli müşriklerin, Müslümanlara yaptığı saldırılara katılmışlardı. Bu durumun önüne geçmek için Hz. Peygamber Hicret'in yedinci yılında (M.628) 1600 kişilik bir ordu ile fethi imkânsız denilen Hayber Kalesi'ne yürüdü. Hayber Kalesi savunma açısından çok güçlü bir yapıya sahipti. Çok sayıda savunma teçhizatı vardı. Hz. Peygamber, Medine'den yola çıktı. Sancağı Hz. Ali'ye verdi. Hayber halkı sabah evlerinden çıktıklarında Hz. Peygamber'in ordusunu karşısında buldu. Bunun üzerine kalelerine kapandılar. Hz. Peygamber kaleyi kuşatma altına aldı. Kalenin çevresinde şiddetli çırpışmalar oldu. Bazı kaleler İslam ordusu tarafından ele geçirildi. Çatışma yirmi küsur gün sürdü. Ama bazı kaleler hâlâ alınamıyordu. Bunların içinde en büyüğü olan Kâmus Kalesi inatla direniyordu. İslam ordusu bir türlü burayı açamıyordu.

HAYBER SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (2)

Resulüllah şiddetli bir baş ağrısına yakalandığı için, orduya bizzat komuta edemiyor, sancağı her gün birine verip, kaleyi fethetmekle görevlendiriyordu. Ama her biri sonuç alamadan dönüyordu. Hz. Peygamber, sancağı Ebu Bekir'e vererek onu kalelerin üzerine gönderdi. Ebu Bekir fethi gerçekleştiremeden geri döndü. Resulüllah ikinci gün sancağı Ömer'e verdi ve kaleleri ele geçirmesini emretti. O da başarısız oldu. Ordusu onu, o da ordusunu korkaklıkla suçluyordu. Hz. Peygamber bu çekişmeye son verip şöyle buyurdu: "Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, O Allah ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de O'nu sever. Döne döne vuruşur, asla düşmana sırt çevirip kaçmaz. Allah O'nun önünü açar. Cebrail sağında, Mikail de solunda olur."864 Herkes başını kaldırdı. Boynunu uzattı. Bütün herkesin dileği bu sözlerle kendisinin kastedilmiş olmasıydı. Ömer b. Hattab şöyle demişti: "O günden başka hiçbir zaman emirlik istememiştim. O gün bayrağın bana verilmesini temenni etmiştim."865 Gün ağarınca Hz. Peygamber sancağın getirilmesini […]

HAYBER SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (3)

Sonra demir zırhını Hz. Ali'ye giydirdi. Kendi kılıcı Zülfikar'ı beline bağladı. Sancağı eline vererek kaleye doğru gönderdi. Ona şu tavsiyede bulundu: "Onlara doğru hareket et. Kaleye varınca onları önce İslam'a davet et, onlara Allah'a karşı olan vazifelerini hatırlat. Allah'a and olsun ki, Allah onlardan birini Senin elinle hidayete erdirirse bu Senin için kızıl develere sahip olmandan daha hayırlıdır."867 Resulüllah şöyle devam etti: "Cebrail Seninle olacak! Zafer Senindir. Rabbim onların yüreğine korku salmıştır. Ya Ali! Bil ki onlar kendilerini mağlup edecek kimsenin adını kendi kitaplarında okumuşlardır. Onun adı İlya'dır. (Ali'dir). O halde git ve karşılarına dikilip adının Ali olduğunu söyle. Rabbinin izniyle dehşete düşüp hakir olduklarını göreceksin." Seleme şöyle diyor: "Ali yola çıktı. Allah'a yemin olsun ki, seğreterek yürüyordu. Biz de arkasından koşuyorduk. Nihayet sancağını kalenin dibindeki bir taş yığınının ortasına dikti. Kalenin burcundaki bir Yahudi O'nu fark etti ve kim olduğunu sordu. Hz. Ali, "Ben Ali b. […]

HAYBER SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (4)

Ali ona bir darbe indirdi. Merhab'ın başının üzerine yerleştirdiği taş parçası ve miğferi parçalandı. Hz. Ali'nin darbesi kafasını ikiye ayırmış, kılıç azı dişlerine kadar batmıştı. Yahudiler Merhab'ın halini görünce bozguna uğrayarak kaleye geri döndüler ve kapıları kilitlediler. Hz. Ali kapıya yöneldi ve kapıyı açıncaya kadar zorladı. Daha sonra kalenin kapısını kavradı ve yerinden söktü. Onu hendeğin üzerine bir köprü gibi yerleştirdi ardından Müslümanlar kapının üzeriden karşı tarafa geçtiler. Kaleyi ele geçirip sayısız ganimetler elde ettiler.869 İbn Amr şöyle diyor: "Biz, Yüce Allah'ın, Hayber'i Ali aracılığıyla bize açmasına şaşırmadık. Ama Ali'nin tek başına kale kapısını yerinden sökmesine kapıyı kırk zira arkaya doğru fırlatmasına şaşırdık." Nitekim kırk kişi birden kapıyı yerinden oynatmak için uğraştıysalar da başaramadılar. Bu olay Peygamberimize haber verilince şöyle buyurdu: "Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki O'na kırk tane melek yardım ediyordu." Rivayete göre Hz. Ali, Sehl. b. Huneyf'e gönderdiği bir mektupta şöyle buyurmuştur: […]

BEN-İ CAZİME OLAYI

Allah Resulü, Halid b. Velid'i "Beni Cazime" kabilesini İslam'a davet etmek için görevlendirmişti. Ancak Halid onlarla savaştı ve birkaçını öldürdü. Halid bin Velid'in bu davranışındaki sebebin Ben-i Cazime kabilesi ile arasında geçmişten gelen bir kan davası bulunması olduğunu söyleyen tarihçiler mevcuttur. Cahiliye yıllarında bu kabile Halid'in amcasını öldürmüştü.871 Sebep her ne olursa olsun O'nun bu davranışı İslam dinine büyük zarar vermişti. Bu durum karşısında Allah Resulü bozulan düzeni ıslah etmek ve açılan yaraları sarmak, İslam'a yönelen şerri defetmek için Hz. Ali'yi görevlendirdi. O, kabilenin gönlünü alıp, kin ve öfke tohumlarının yüreklerine yerleşmesine engel olması için Hz. Ali'yi oraya gönderip öldürülenlerin kan bedelinin ödemesini emretti. Hz. Ali, açık yüreklilikle Hz. Peygamberin emrini kabul etti. Öldürülenlerin kan bedelini ödedikten sonra birçok bahşişlerde de bulunarak kendilerine dedi ki: 871 El-Emali, Şeyh Sâduk, hadis: 10

BEN-İ CAZİME OLAYI (2)

"Öldürülmüş olanlarınızın kan bedelini ödedim ve onların ailesine verilmek üzere daha fazla bahşişte bulundum. Allah Resulü, Halid b. Velid'in bu yaptığından dolayı çok rahatsız oldu. Ve bu rahatsızlığını onun kabilesine iletti." Resulüllah'ın Halid'in davranışından rahatsız olduğunu iletmesi ve Hz. Ali'nin onları razı etmek için böyle bir davranışta bulunması sonucunda ortaya çıkan huzursuzluk giderilmiş oldu. Fesat tohumları temizlenerek işin sonucu tatlıya bağlandı. Hz. Ali'den başka bu işi üstlenecek kimse yoktu. Resulüllah da bu görevi bir başkasına vermeye razı değildi.872   872 El-İrşad, Şeyh Müfid, s. 61-62

BERAAT SÛRESİ’NİN TEBLİĞİ

Hicretin dokuzuncu yılının sonunda Hicaz'ın hemen hemen bütün noktalarında tevhid inancı hakim olmuştu. Ancak az bir grup, eski batıl inançlarından vazgeçmiyordu. Bu sırada Beraat Sûresi nâzil oldu. Burada Peygamberimizin müşriklere karşı takınacağı tavır belirleniyordu ve Allah Resulü gerekirse askerî kuvvetle putperestliği ortadan kaldırmaya memur oldu. Ve bu durumu Kurban Bayramı günü Hicaz'ın her noktasından gelen kalabalık bir insan topluluğuna ilan etmekle görevlendirildi. Bu bir manada İslam'ın putperestliğe olan bakışını ve belirleyeceği tavrı ortaya koyan resmi bir ültimatom niteliğindeydi. Beraat Sûresi indiği zaman Allah Resulü'nün hacca gitmek gibi bir niyeti yoktu. Bu sebeple Ebu Bekir'i huzuruna çağırdı ve ona Beraat Sûresi'nin ilk ayetlerini öğretti. Ve onu kırk kişiyle birlikte Kurban Bayramı günü bu ayetleri okumak üzere Mekke'ye gönderdi. Hz. Ebu Bekir Mekke'ye doğru yola çıktıktan sonra, Hz. Pey-

BERAAT SÛRESİ’NİN TEBLİĞİ (2)

gambere ilahi bir vahiy nâzil oldu: "Bu emirleri ya Hz. Peygamberin kendisi ya da O'ndan olan biri insanlara ulaştırsın. Bu iki kişiden başka kişinin bu işe salahiyeti yoktur."873 Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi huzuruna çağırdı. O'na Mekke'ye hareket etmesini, yolda Ebu Bekir'e yetişerek ayetleri ondan almasını ve ondan ilahi vahyin Hz. Peygambere bu ayetleri ya Kendisinin ya da Ehl-i Beyt'inden olan birisinin insanlara okumasını emrettiğini, bu yüzden bu işin kendisine havale edildiğini söylemesini istedi. Hz. Ali, Hz. Peygamberin özel devesine bindi. Hz. Peygamberin yakın ashabından olan bir grup ile Mekke'ye hareket etti. Ebu Bekir'e yetişerek, durumu ona izah etti. Ve ayetleri kendisinden teslim aldı. Mekke'ye girdi ve Zilhicce'nin onuncu günü Cemrei Akabe'nin üstüne çıkarak yüksek sesle Beraat Sûresi'nin on üç ayetini okudu. Ve şöyle seslendi: "Bu yıldan sonra hiçbir müşrik Mekke'ye giremeyecektir. Kâbe çıplak olarak tavaf edilmeyecektir. Müşriklerden kimin Hz. Peygamberle imzaladığı bir antlaşma […]

BERAAT SÛRESİ’NİN TEBLİĞİ (3)

Bu konuda âlimler arasında ihtilaf vardır. Allah Resulü'nün bu vazifeyi Hz. Ebu Bekir'den alarak Hz. Ali'ye vermesinin sebebi bazı âlimlere göre o dönemin Arap gelenekleridir. İbn Esir, tefsirinde bu hadiseyi anlatıyor ve şöyle diyor: "Arap âdetlerinde bir kimse yaptığı anlaşmayı bozmak isterse bu işi ya o kişinin kendisi ya da onun akrabalarından birisi yapmalıydı. Böyle olmazsa anlaşma bozulmuş olmuyordu. Bu yüzden Ali bu iş için seçildi." İbn Kesir'in tefsir ettiği ayet şudur: "Ancak müşriklerden ahidleştiğiniz kimseler bu ahitten sonra size karşı sözlerinden hiçbir surette dönmemiş, şartlardan hiçbirini bozmamış ve aleyhinize hiç kimseye yardıma kalkışmamış olanlar müstesna. Onlarla olan ahdinizi müddeti bitinceye dek tamamlayın."876 Ancak bu son derece isabetsiz bir yaklaşımdır. Zira İslam, cahiliye geleneklerini tamamen yok etmiştir. Dolayısıyla bir Arap geleneğine binaen Hz. Cebrail'in Allah Resulü'ne vahiy getirdiğini kabul etmek İslam'ın ruhuna aykırıdır. İslam cahiliye gelenekleri ile icraatta bulunmak için değil, onları yok etmek […]

HZ. ALİ YEMEN’DE

Resulüllah Halid b. Velid'i Hemdan kabilesini İslam'a davet etmesi için bir grup sahabeyle beraber Yemen'e gönderdi. Halid ve yanındakiler 6 ay orada kaldılar ancak bir başarı sağlayamadılar. Halid Hemdan kabilesinin kendisine olumlu karşılık vermediğini Resulüllah'a bildirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Ali b. Ebi Tâlib'i Yemen'e gönderdi. Halid'i Medine'ye göndermesini ve kendisinin onun yerinde kalmasını emretti. Halid'le beraber Yemen'e gönderilenlerden istediği kişileri de beraberinde bekletmesini istedi. Halid b. Velid'le Yemen'e giden, sonra da Hz. Ali'nin yanında kalan Bera b. Azib'in şöyle dediği rivayet edilir: "Halid'le beraber Yemen'e gidenler arasındaydım, altı ay boyunca orada kalıp, onları İslam'a davet ettik. Fakat bize olumlu cevap vermediler. Sonra Resulüllah Efendimiz Ali'yi gönderdi, Halid'i geri göndermesini ve onun yerinde Yemen'de kalmasını emretti. Bu defa Yemenlilere doğru yaklaştığımız zaman bizi karşılamaya çık-

HZ. ALİ YEMEN’DE (2)

tılar. Ali, orada bize namaz kıldırdı. Sonra bizi tek saf halinde dizdi. Bizim önümüze geçti. Ve onlara Resulüllah'ın kendilerini İslam'a davet eden mektubunu okudu. Bunun üzerine Hemdanlılar'ın tamamı Müslüman oldu. Ali, Resulüllah'a bu haberi iletti. Resulüllah bu haberi alınca secdeye kapandı. Sonra başını kaldırarak şöyle buyurdu: Hemdan'a selam olsun."877 Rivayet edildiğine göre; Resulüllah Efendimiz başka bir görev için Hz. Ali'yi bir kez daha Yemen'e gönderdi. Ve Mezhac kabilesini İslam'a davet etmesini istedi. Hz. Ali'nin yanında 300 atlı vardı. Resulüllah sancağı O'na verdi. Kendi eliyle sarığını sardı. Kendisiyle savaşmaya kalkışmadıkları sürece onlarla savaşmamasını tavsiye etti. Hz. Ali Mezhac bölgesine gelince onları İslam'a davet etti. Mezhaclılar Müslüman olmaya yanaşmadılar. Hz. Ali'nin çağrısına taş ve ok fırlatarak karşılık verdiler. Bunun üzerine Hz. Ali, onlara karşı saldırıya geçti ve yirmi kişiyi öldürdü. Bunun soncunda safları parçalandı, bozguna uğrayıp, kaçtılar. Hz. Ali peşlerine düşmedi. Onları bir kez daha İslam'a […]

HZ. ALİ YEMEN’DE (3)

sabit kıl. Ve kalbini doğru yola ilet.' Sonra dedi ki: `Sana birbiriyle davalı iki kişi geldiği zaman ikisini de dinlemeden aralarında hüküm verme. İkisini de dinlediğin zaman hüküm Senin için belirginleşecektir.' Hz. Ali devamla şöyle diyor: Allah'a yemin ederim ki iki kişi arasında hüküm verirken, hiçbir zaman kuşkuya düşmedim."878 Sonra Hz. Ali ganimetleri topladı. Bunların humusunu (beşte birlik Resulüllah ve Ehl-i Beyt payını) çıkardı. Gerisini arkadaşları arasında paylaştırdı. Bu arada Hz. Ali, Peygamberimizin hac farizasını yerine getirmek üzere Mekke'ye doğru yola çıktığı haberini aldı. Mekke'de Hz. Peygamber'e yetişmek için hızla yola koyuldu. Ancak, Hz. Ali'nin seriyesinde bulunan bazı adamlar, O'nun hakkı yerine getirme hususunda gösterdiği sert tutumundan şikâyetçi olmuşlardı. Peygamberimiz bunu duyunca şöyle demişti: "Ey insanlar! Ali'den şikâyetçi olmayın, Allah'a yemin ederim ki, Ali ilahi haklarla ilgili çok serttir ve bu hususta şikâyetçi olmanın faydası yoktur."879 Amr b. Şas El-Eslemi'den şöyle rivayet edilir: "Resulüllah'ın Ali'yle […]

HZ. ALİ YEMEN’DE (4)

Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde şöyle yazıyor: "Hz. Peygamber aralarında Halid b.Velid'in de bulunduğu bir grubun başına Hz. Ali'yi geçirerek onları Yemen'e gönderdi. İslam ordusu Yemen'in bir bölgesinde Ben-i Zeyd kabilesi ile bir savaş yaptı. Ve bu savaşta muzaffer olarak ganimet ele geçirdi. Hz. Ali'nin bu ganimetleri taksim etmedeki tarzı Halid'in hoşuna gitmedi. Ve o Hz. Peygamber ile Hz. Ali arasında bir gerginlik yaratmak için Hz. Peygambere bir mektup yazdı. Ve bu mektubu Hz. Peygambere ulaştırması için Büreyde'ye verdi. Büreyde diyor ki: "Ben süratle Medine'ye gittim Ve mektubu Hz. Peygambere ulaştırdım. Hz. Peygamber mektubu ashabından olan bir şahsa okuttu. Mektup tamamıyla okunduktan sonra Resulüllah'ın yüzünde bir öfke belirdi. Ben böyle bir mektup getirdiğim için çok utandım. Ve kendimi korumak için şöyle dedi:. `Ben Halid'in emriyle böle bir şey yaptım.' Ardından etrafı derin bir sessizlik sardı. Ansızın Hz. Peygamber sözleriyle sessizliği bozdu: `Ali hakkında kötü sözler […]

HUNEYN SAVAŞI’NDA HZ. ALİ

Peygamberimiz Mekke'yi fethettikten sonra Havazin ve Sakif kabileleri Müslümanlara savaş açmak üzere birleştiler. Bu durumu haber alan Allah Resulü on iki bin kişilik bir ordu hazırlayarak Huneyn vadisine yöneldi. Savaş alanına yaklaştıklarında Hz. Peygamber, Müslümanların saflarını düzenledi. Sancakları komutanlara ve kabile önderlerine teslim etti. Muhacir savaşçıların sancağını ise Hz. Ali'ye verdi.883 Ancak Havazin kabilesi, Tihame çölündeki vadilerden birinin kuytu bir yerine mevzilenmişlerdi. Müslümanların bu vadiden geçmeleri zorunluydu. İslam ordusu Hüneyn vadisine inice, Havazin birlikleri dört bir yandan saldırıya geçti. Müslümanların çoğu sayılarına güvenerek yenilmeyeceklerini sanıyorlardı. Hatta Hz. Ebu Bekir, "Biz böyle büyük bir orduyla asla yenilmeyiz" diyordu.884 883 Es-Siretü'l-Halebiyye, c. 3, s. 106 884 Şeyh Müfid, El-İrşad, s. 106

HUNEYN SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (2)

Ancak Müslümanların önünde bulunan Süleymanoğlu kabilesi bozguna uğradı. Sonra arkada saf tutan diğer birlikler dağıldı. Öyle ki on iki bin kişiden Hz. Peygamber'in yanında sadece on iki kişi kalmıştı. Dokuzu Ben-i Haşim'den, biri de Ümmü Eymen'in oğlu Eymen idi.885 Müslümanların, İslam ordusunun çokluğuyla ilgili övünmeleri karşısında şu ayetler nazil oldu: "And olsun ki, Allah size pek çok yerlerde ve Huneyn gününde yardım etmişti. Hani o gün çokluğunuzla övünüp sevinmiştiniz de, bu çokluk düşmanı def edememişti. Hiçbir işinize yaramamıştı. Yeryüzü o kadar genişken size daralmıştı. Sonra da arka çevirip, geri çekilmiştiniz. Sonra Allah, Peygamberine ve inananlara manevi kuvvetini ihsan etmişti ve görmediğiniz orduları indirerek kâfirleri azaplandırmıştı ve işte kâfirlerin cezası budur."886 Huneyn günü Abbas b. Abdulmuttalib Hz. Peygamber'in sağında, Fazl b. Abbas solunda yer almıştı. Ebu Süfyan b. Haris Hz. Peygamber'in atının üzengisini tutuyordu. Hz. Ali ise önde çarpışıyordu. Resulüllah Müslümanların dağıldığını görünce, sesi oldukça gür […]

HUNEYN SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (3)

Rivayet edilir ki, Resulüllah yüzünün bir tarafıyla gecenin karanlığında Müslümanlara bakarken on dörtlük bir ay gibi nur saçıyordu. Hz. Abbas, tekrar bağırdı: "Nerede kaldı O'na verdiğiniz sözler?" Bu ses bütün Müslümanlara ulaştı. Sonra bütün Müslümanlar akın ederek, yeniden düşmanla savaşmaya başladılar. Peygamberimizin, Hz. Ali'nin ve yanında bulunanların direnişi Müslümanların cesaretini yerine getirdi. Havazin saflarının arasından Ebu Cervel isimli bir adam ileri çıktı. Havazin'in sancağını taşıyan bu adam Müslümanları teke tek vuruşmaya çağırdı. İnsanlar onun karşısında tutunamıyorlardı. Hz. Ali ileri çıktı ve onu öldürdü.888 Ebu Cervel'in öldürülmesi düşmanın moralini iyice çökertmişti. Büyük bir yenilgiye uğradılar. Tek başına Hz. Ali müşriklerden kırk kişiyi öldürmüştü.   888 Ravzatü'l-Kâfi, s. 308; El-Megazi, Vakıdi, c. 2, s. 895; Keşfü'l-Gumme, c. 1, s. 226

HUNEYN’DEN SONRA

Şeyh Müfid, Huneyn ganimetleri paylaştırıldıktan sonra vuku bulan bir olayı şöyle anlatıyor: "Resulüllah, Huneyn ganimetlerini paylaştırdıktan sonra uzun boylu, buğday tenli ve alnında secde izi olan bir adam Efendimizin bulunduğu yere gelerek, sadece Hz. Peygamber'e selam vermesi gerekirken (saygısızlık yaparak) toplumuna selam verdi. Sonra Resulüllah'a dönerek, `Bugün ganimetleri ne yaptığını gördüm' dedi. `Nasıl gördün' diye sorunca, adam `Adil ve eşit davranmadığını gördüm' deme küstahlığında bulundu. Resulüllah bu sözlere çok sinirlenmişti. `Yazıkları olsun sana, Ben adil davranmazsam, kim adil davranacaktır' buyurdu. Müslümanlar `İzin verirseniz, onu öldürelim' dediler. Hz. Peygamber, `Onu bırakın, pek yakında kendisine taraftar toplayacak ve ok yaydan çıkar gibi dinden çıkacaklardır. Ve Allah onu, Benden sonra halkın en çok sevileninin eliyle öldürecektir' buyurdu. Daha sonra Nehrevan Savaşı'nda Hz. Ali onu öldürdü."889 889 El-İrşad, Şeyh Müfid, s. 111

TAİF SAVAŞI’NDA HZ. ALİ

Huneyn bozgunundan sonra dağılan müşriklerden göçebe olanlar Evtas'a, Sukayf kabilesi Taif'e göç etti. Resulüllah Ebu Amir Eş'ari'yi Evtas'a, Ebu Sufyan'ı da Taif'e gönderdi. Ebu Amir müşriklerle, şehit olana dek savaştı. Ve Müslümanlar zafer kazandı. Ancak Ebu Süfyan, Sukayf kabilesine vardığında, kendisine kılıç çektiklerini gördü ve korkup kaçtı. Resulüllah'ın yanına döndü ve beraberindekileri savaşçıların işe yaramaz olduklarını söyledi. Resulüllah bir şey söylemeyerek, Taif'e hareket etti. Düşmanı birkaç gün muhasara altında tuttu. Bu arada Hz. Ali'yi gönderip bulduğu her putu dağıtmasını emretti. Hz. Ali yola çıktı. Yol güzergâhında kalabalık bir süvari grubuna rastladı. İçlerinden Şehab adlı bir savaşçı, "Benimle savaşacak birisi var mı" diyerek öne atıldı. Hz. Ali yanındakilere, "Bununla savaşmak isteyen var mı" diye sordu. Cevap alamayınca kendisi ileri çıktı. Sonra Şehab'ı bir vuruşta yere devirip işini bitirdi.

TAİF SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (2)

Ardından şiddetli bir savaş oldu. Hz. Ali, Sukayf kabilesi lideri Nafi b. Geylan b. Muattab'ı öldürdü. Müşriklerin yüreğine korku düşmüştü. İçlerinden bir grup Hz. Peygamberin yanına gelerek Müslüman oldular.890   890 Şeyh Müfid, El-İrşad, s. 113
Scroll to top