İMAM ALİ VE GADR-İ HUM OLAYI (23)

Ey insanlar, biliniz ki Ben peygamberim, Ali ise Benim halifemdir. Ey insanlar, biliniz ki Ben peygamberim ve Ali de bundan sonra Benim vasîm ve imamdır. O'ndan sonra ki imamlar da O'nun evlatlarıdır. Biliniz ki Ben onların babasıyım, onlar da O'nun (Ali'nin) sulbünden vücuda gelecektir. Biliniz ki imamların sonuncusu, bizden kıyam edecek olan, Mehdi'dir. Dinlere galip gelecek olan, O'dur; zâlimlerden intikam alacak olan, O'dur; kaleleri fetheden ve onları yok eden kimse de O'dur; şirk ehlinden her kabileye üstün gelen ve onları hidâyet eden, O'dur. Biliniz ki Allah'ın veli kullarına ait her kanın intikamını alacak olan O'dur. Allah'ın dinine yardım edecek olan da O'dur. Biliniz ki derin denizden istifade eden O'dur; her fazilet sahibine fazileti miktarınca karşılık verecek olan O'dur. Allah'ın seçtiği ve seçkin kıldığı kimse O'dur. Her ilmin vârisi ve her anlayışı ihata eden O'dur. Biliniz ki Rabb'inden haber veren O'dur, ilahi ayetleri yukarı yükselten O'dur; hidâyete eren temeli […]

İMAM ALİ VE GADR-İ HUM OLAYI (24)

Biliniz ki Ben Allah'a biat ettim, Ali de Bana biat etti ve Ben de Allah tarafından O'nun için sizlerden biat alıyorum. Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur ve kim Allah'a verdiği sözde vefalı davranırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir."734-735   734 Fetih, 10 735 1001 Hadis Işığında İmam Ali, A. Rıza Sabiri s. 205-224; Ravzatü'l-Muttakîn, c. 13, s. 247; el-İhticâc, c. 1, s. 68; Ravzatü'l-Vâizîn, c. 1, s. 89 bazı farklıklarla ayrıca; İbn-i Cebir Nebc'ül İman s. 91-112; el-Meclisi, Bihar'ül Envar c. 37, s. 201-217; Eş-Şeyh Câfer en-Nakdi Envarül Aleviyye s. 60-70; Faris Hüsün Kerim er-Revd'un Nadir s.19 38; et-Tıbrisi, el-İhticac c. l, s. 68-84; Es-Seyyid bin Tavus el-Hasani, el-Yakîn Fî İmret Emir'ül-Mü'minin s. 343-361; El-Fettal, en-Nisaburi Ravdat'ül Vaizin s. 89-99; […]

HZ. ALİ’NİN DOĞUMU

Mü'minlerin Emiri, vasilerin lideri İmam Ali'nin soyu şöyledir; Ali b. Ebu Tâlib b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenaf b. Kusay, b. Kılab b. Murre b. Luey b. Galip b. Fihr b. Malik b. Nadir b. Kinane b. Huzeyme b. Mudrike b. Iyas b. Mudar b. Nizarb. Meadd b. Adnan'dır. Dedesi Şeybet'ul-Hamd olarak bilinen Abdulmuttalib'dir. Hz. Ali ile Hz. Peygamber'in soyu Abdulmuttalib'de birleşir.736 Hz. Ali'nin babası Ebu Tâlib b. Abdulmuttalib'dir Asıl adı Abdumenaf, bir görüşe göre İmran, bir diğer görüşe göre Şeybe'dir. Mekke'ye gelen heyetlerin su dağıtma görevini o yürütürdü. Puta tapmayı reddetmiş, Allah'ın birliğini kabul etmişti. Mahremlerin evlenmesini, kız çocukların diri diri gömülmesini, zinayı, şarap içmeyi ve Allah'ın evini çıplak olarak tavaf etmeyi yasaklamıştı.737 Hz. Ali'nin annesi Fâtımâ b. Esed b. Haşim'dir. Fâtımâ, Hz. 736 Tabakat, Muhammed b. Sa'd, s. 74 737 Ravzatü'l-Vaizin, El-Fettal, sy. 121-122, Ebu Tâlib'in Haşimoğulları'na Vasiyeti

HZ. ALİ’NİN DOĞUMU (2)

Peygambere ilk iman eden hanımlardandır. Bi'set'ten önce Hz. İbrahim'in dinine tâbi idi. O, öyle iffetli bir kadındı ki, doğum sancıları geldiğinde o hâliyle, Mescid-ül Haram'a gitti ve Kâbe'nin duvarına yaslanarak şöyle dedi: "Allah'ım, Sana ve Senin Peygamberine ve Senin tarafından gönderilen tüm kitaplara ve Kâbe'yi inşa eden ceddim İbrahim'e sağlam bir imanım var. Allah'ım, Kâbe'yi inşa eden ceddimin ve karnımda taşıdığım çocuğumun hatırına benim doğumumu kolaylaştır." Fâtımâ, ardından bir mucize ile Kâbe'ye girdi ve orada doğum yaptı.738 Hakim Nişaburi şöyle demektedir: "Hz. Ali'nin Kâbe'deki doğumu bize sahih rivayetlerle ulaşmıştır."739 Âlusi Bağdadi şöyle yazıyor: "Hz. Ali'nin Kâbe'deki doğumu tüm dünyada meşhur ve maruftur. Ve şimdiye kadar hiç kimse bu fazilete nail olamamıştır."740 İbn-i Ga'neb bu olayı şöyle anlatıyor: "Abdulmuttalib'in oğlu Abbas ve diğer birkaç kişiyle Kâbe'nin tam karşısında oturmuş sohbet ediyorduk. Esed kızı Fâtımâ'nın Kâbe'ye doğru geldiğini gördük. Kâbe'nin karşısında durup şöyle dedi: `Ya Rabbi! Sana, peygamberlerine […]

HZ. ALİ’NİN DOĞUMU (3)

mizin gözleri önünde Kâbe'nin duvarı yıkıldı. Ve o değerli kadın adımını atıp içeri girdi. Sonra da duvar bitişip eski haline geldi. Gözlerimize inanamıyorduk. İlk şaşkınlığımızı atlatınca, hepimiz telaşla yerimizden fırlayıp Kâbe'nin kapısına koştuk ama kapı bir türlü açılmıyordu. İşin içinde Kâbe'nin Rabbinin bir hikmeti olduğunu anladık. Dört gün sonra o yüce hanım, kucağına gururla tuttuğu nur topu gibi bir bebekle Kâbe'den çıktı... `Gaipten gelen bir ses bu bebeğin adını Ali koymamı istedi' dedi."741 "Fil Yılı'nın 30'u, Receb ayının 13'ü ve günlerden cumaydı o gün Hicret'ten tam 23 yıl önce..."742 İmam Ali, kardeşleri Tâlib, Akil ve Câfer'den küçüktür. Ebu Tâlib'in bu dört oğlunun her biri öbüründen on yaş büyüktür. Hepsinin annesi Esed kızı Fâtımâ'dır.743   741 Biharü'l Envar, c. 35, s. 8 742 El-İrşad, Şeyh Müfid, s. 3 743 Abdulbaki Gölpınarlı, Hz. Ali, s. 24

HZ. ALİ PEYGAMBERİN YANINDA

Bir ara Mekke'de büyük bir kıtlık ve kuraklık baş gösterdi. O sırada Peygamberin amcası Ebu Tâlib ailesi kalabalık olduğu için geçim sıkıntısı çekiyordu. Peygamberimiz diğer amcası Abbas'a, "Ebu Tâlib'in yükünü azaltmak için oğullarından birini evimize götürüp, bakımını üstlenelim" teklifinde bulundu. Abbas, Haşimoğulları'nın zenginlerindendi. Birlikte Ebu Tâlib'in yanına gidip konuyu açtılar. Ebu Tâlib bu teklifi kabul etti. Sonuçta; Abbas Câfer'i, Hz. Muhammed de Ali'yi alıp evlerine götürdüler.744 İslam Peygamberi Hz. Ali'yi himayesine aldıktan sonra "Ben Muhammed, Allah'ın Benim için seçtiğini seçtim" buyurdu.745 Resulüllah, dedesi Abdulmuttalib'in vefatından sonra Ebu Tâlib'in evinde büyüdüğünden, onun evlatlarından birisini yetiştirmek suretiyle amcasının ve Esed kızı Fâtımâ'nın zahmetini telafi etmek istiyordu. 744 İbn-i Kesir, El-Kâmil-ü Fi't-Tarih, Dar-ı Sadır, c. 2, sy 58; İbn-i Hişam, Abdülmelik EsSiyretü'l Nebeviyye, c. 1, s. 262; Taberi, Muhammed b. Carir, Tarihü'l-Ümemi Ve'l Müluk; Darü'l-Kamus-ül-Hadis c. 2, s. 213; İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 13, s. 119 745 Ebu'l-Ferez İsfehani, […]

RESULÜLLAH VE FÂTIMÂ B. ESED

Peygamberimiz Fâtımâ bint-i Esed'e, "Annemden sonraki annem" der kendisini çok severdi. O, Peygamber'in annesi konumundaydı.746 Fâtımâ bint-i Esed şöyle diyor: "Abdulmuttalib vefat edince, Ebu Tâlib Resulüllah'ın koruyuculuğunu üstlendi. Ben Resulüllah'a bakıyordum, O ise beni anne diye çağırıyordu."747 Fâtımâ bint-i Esed, Peygamberi kendi evinde büyütmüştü. Vefat ettiğinde Resulüllah yanına geldi, başucunda oturdu ve şöyle buyurdu: "Allah sana rahmet etsin anneciğim! Sen öz annemden sonraki annemdin. Aç kalır Beni doyururdun. Çıplak kalır, beni giydirirdin. Güzel yiyeceklerden kendini yoksun bırakır onları Bana yedirirdin. Bunu yaparken ahiret sevabını ve Allah rızasını isterdin." Ardından açık olan gözlerini kapattı, sonra üç kere su ile yıkama746 El-Fusûlü'l-Mühimme, İbn-i Sabbağ Maliki, s. 31 747 Harayic-i Ravendi, c. 1, s. 139

RESULÜLLAH VE FÂTIMÂ B. ESED (2)

larını emretti. Kâfur karışımlı su döküleceği sırada Peygamberimiz kendi eliyle suyu döktü. Sonra gömleğini çıkarıp ona giydirdi. Ve kefeni de onun üzerine sardı. Resulüllah'ın azadlısı Zeyd'in oğlu Usame'yi, Ebu Eyyub el-Ensari'yi, Ömer b. Hattab'ı ve zenci bir köleyi çağırarak mezarını kazmalarını emretti. Mezarın lahit kısmına gelince burayı Peygamberimiz kendi elleriyle kazdı. Toprağını çıkardı. Resulüllah kabre girdi. Ve kabrin içine uzandı. Ardındın şöyle dedi: "Dirilten ve öldüren Allah'tır. Daima diri ve ölümsüz olan yine Allah'tır. Allah'ım! Peygamberin ve önceki peygamberlerin hakkı için annem Fâtımâ bint-i Esed b. Haşim'i bağışla. Ona kendini savunacağı kanıtları telkin et, gireceği yeri geniş kıl. Çünkü Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin." Resulüllah, Abbas ve Ebu Bekir birlikte onu kabre koydular.748 Orada bulunanlar dediler ki: "Bundan önce kimse için yapmadığın bir uygulamayı gerçekleştirdin. Bunun sebebi nedir?" Buyurdu ki: "Ona gömleğimi giydirdim ki, cennet giysilerinden giysin. Kabrine uzandım ki, kabrin sıkıştırması ona hafif gelsin. O, Ebu […]

RESULÜLLAH VE FÂTIMÂ B. ESED (3)

giderdi. Hz. Ali'yi göğsüne alır, sever, uyuyacağı zaman beşiğini sallardı. Bütün bunlar Hz. Ali'ye verdiği değerin ve O'na gösterdiği özenin işaretleriydi.750 Resulüllah Hz. Ali'yi kendi himayesine aldıktan sonra da O'nunla yakından ilgilendi. Emirü'l-mü'minin böylece Hz. Peygamber'in evinde büyüdü, O'nun tarafından yetiştirildi. Hz. Ali çocukluk yıllarını anlatırken şöyle der: "Çocukluğum Resulüllah'ın evinde geçti. Beni O büyüttü. Beni şefkatle kucağına alır, bağrına basar, lokmayı çiğneyip ağzıma koyardı. Onun o güzelim kokusu elvan elvan ruhumu okşardı. Sözlerimde yalana, davranışlarımda bir kusur ve cahilliğe asla rastlamadı. Yüce Allah, gece-gündüz O'nunla birlikte olup dünyanın yücelikleri ve iyilikleri konusunda O'nu eğitmesi için süt çağından hemen sonra büyük melekleri Resulüllah'ın yanına verdi. Ben de tıpkı süt çağındaki bir bebek gibi Peygamber'e uymakta ve O'nu izlemekteydim. Her gün yeni şeyler öğretiyordu Bana, O'nun yaptıklarını yapmamı emrediyordu. Her yıl Hira Dağı'na çıkar bu anlarında Benden başka hiç kimse görmezdi O'nu... İslam henüz hiçbir […]

HZ. ALİ HİRA MAĞARASI’NDA

İslam Peygamberi, Allah tarafından risalet için görevlendirilmeden önce her yıl bir ayını Hira Mağarası'nda ibadet ile geçirir ve sonra Mescid'ül Haram'a gidip, Allah'ın evini tavaf edip, evine dönerdi. Acaba Aziz Peygamber, Hira'ya Hz. Ali'yi de götürür müydü, yoksa O'nu evde mi bırakırdı? Tarihî gerçekler gösteriyor ki, Hz. Peygamber Hz. Ali'yi evine götürdüğü ilk günden beri, O'nu asla kendi başına bırakmamıştır. Tarihçiler şöyle yazıyor: "Hz. Ali, Hz. Peygamber ile her zaman beraberdi. Hz. Peygamber ibadet için şehir dışındaki dağlara ve çöllere gittiği vakit bile Hz. Ali'yi yanında götürürdü."752 Hz. Ali bu konuda şöyle diyor: "Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. O'nu Ben görürdüm başkası göremezdi."753 752 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 13, s. 208, İbn-i Ebi'l-Hadid 753 Nehcü'l-Belağa, 192. Hutbe

HZ. ALİ HİRA MAĞARASI’NDA (2)

Buradan anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber risaletten önce de sık sık Hira'ya gitmekteydi. "Ben çocukluk çağlarında Hira Dağı'nda Hz. Peygamberin yanında iken, O'ndan dökülen vahiy ve risalet nurunu görüyor, O'nun nübüvvet kokusunu duyuyordum."754 İmam Câfer-i Sâdık buyuruyor ki: "Emirü'l-mü'minin İslam Peygamberinin bi'set'inden önce risalet nurunu görüyor ve vahiy meleğinin sesini duyuyordu." Hz. Peygamber bu konuda Hz. Ali'ye şöyle buyurdu: "Eğer Ben son peygamber olmasaydın, Sen Benden sonra nübüvvet makamına en layık kişi olurdun. Ama Sen Benim dost ve vârisimsin. Sen muttakilerin önderi ve rehberisin."755 Hz. Ali çocukluk çağlarında işittiği sesler hakkında şöyle diyor: "O'na vahiy gelirken, şeytanın feryadını duyduğumda, `Ya Resulallah, bu feryat nedir?' diye sordum. Buyurdu ki: Bu feryat eden şeytandır. Kendisine halkın kulluk etmesinden ümidi kesti artık. Sen Benim duyduğumu duymadasın, gördüğümü görmedesin. Ancak Sen peygamber değilsin fakat vezirsin."756   754 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 13, s. 197 755 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, İbn-i […]

HZ. ALİ İLK İMAN EDEN KİŞİYDİ

İbn-i Ebi'l Hadid'in, Nehcü'l Belağa şerhinde yazdığına göre, "Sahih kitaplarda (Kütüb-i Sitte) rivayet edilmektedir ki; Cebrail ilk defa nâzil olup, Hz. Peygamberi, peygamberlik makamıyla şereflendirdiği zaman Hz. Ali de O'nun yanında idi."757 Tarihî kaynaklardan öğrendiğimize göre, "Hz. Muhammed pazartesi günü peygamberliğe seçildi. Hz. Ali, ertesi gün (salı günü) peygamberlerle beraber namaz kıldı.758 Tarihçiler, Hz. Ali'nin ilk Müslüman olan kişi olduğu hakkında görüş birliği içindedirler. Müslüman oluncaya kadar hiçbir zaman şirk koşmamış ve putlara tapmamıştır. Kendisi de, "Ben fıtrat üzere doğdum" buyurmaktadır. Bu sebepledir ki, bütün İslam âlimleri, O'ndan söz ederken "Aliyyun kerremallahu vechehu" demeyi gelenek haline getirmişlerdir. 757 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 13, s. 208 758 İbn-i Abdü'l-Birr, El-İstiab, c. 3, s. 28; İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 13, s. 378; El-Hâkim Nişarburî, El-Müstedrek El-Sahiheyn Dar'ül-Marifet, c. 3, s. 17

HZ. ALİ İLK İMAN EDEN KİŞİYDİ (2)

Hz. Ali, Resulüllah'tan sonra ilk namaz kılan insandır. Habbe el-Urenî'den şöyle rivayet edilir: "Bir gün Ali'nin güldüğünü gördüm. O güne kadar bu şekilde, azı dişleri görünecek şekilde güldüğünü hiç görmemiştim. Sonra şöyle dedi: "Allah'ım! Şu ümmetten Peygamber'inden başka Benden önce namaz kılanı bilmiyorum."759 Afif Kindi şöyle demektedir: "Bir gün giysi ve güzel kokular almak için Mekke'ye geldim ve Mescid'ül Haram'da Abbas İbn-i Abdulmuttalib'in yanına oturdum. Güneş en yüksek noktaya geldiği sırada bir şahıs oraya geldi. Önce gökyüzüne baktı ve sonra yüzünü Kâbe'ye çevirdi. Ardından bir genç gelip, sağ tarafında durdu. Bir müddet sonra bir kadın gelerek onların arkasına geçti. Üçü de ibadet ve namazla meşgul oldular. Ben Mekke'deki putperestlerden ayrı durup onların taptığı tanrılardan başka bir ilaha tapan bu insanları görünce şaşırdım. Abbas'a dönerek şöyle dedim: `Bu çok ilginç bir olay.' O da aynı cümleyi tekrarladı ve ekledi: `Bu üç kişiyi tanıyor musun?' Ben, `Hayır' […]

HZ. ALİ İLK İMAN EDEN KİŞİYDİ (3)

Resulüllah şu karşılığı verdi: "Bu Allah'ın, meleklerinin, elçilerinin ve atamız İbrahim'in dinidir. Allah Beni peygamber olarak gönderdi ve sen ey amcam! İlk önce öğüt vermeme ve hidayete devam etmeme herkesten daha layıksın. Bana olumlu karşılık vermeye ve bu dava uğruna Bana yardım etmeye herkesten daha uygunsun." Hz. Ali ise şöyle dedi: "Babacığım! Ben Resulüllah'a iman ettim, O'na tâbi oldum ve O'nunla beraber Allah için namaz kıldım." Ebu Tâlib oğluna şu karşılığı verdi: "O, seni hayırdan başka bir şeye çağırmaz, O'ndan ayrılma."761   761 El-Fusûlü'l-Mühimme, İbn Sebbağ, s. 33; El-Kâmil Fî't-Tarih, c. 1, s. 58; Taberi, Tarih'inde buna benzer bir rivayet aktarmaktadır

PEYGAMBERLİĞİN İLANI SIRASINDA HZ. ALİ

Resulüllah, üç yıl boyunca genel bir davette bulunmadı. Sadece kabul edebileceğine inandığı kişileri İslam'a davet etmekteydi. Üç yıl sonra, Hz. Peygamber'e en yakın akrabalarından başlayarak, insanları Allah'ın dinine davet etmesi emri geldi. "Ve en yakın akrabalarını (Allah'ın azabına karşı) korkut. İnananlardan Sana uyanlara karşı sevgi kanadını indir, mütevazı ol. Sana isyan ederlerse, de ki: Şüphe yok ki Ben sizin için yaptıklarınızdan uzağım."762 Bunun üzerine Resulüllah bu konuda kendisine yardımcı olması için Hz. Ali'yi çağırdı. Ben-i Haşim büyüklerinden kırk beş kişiyi öğle yemeğine davet etmesini ve onlara sütle birlikte etli yemek verilmesini istedi. Bir miktar buğday ve bir koyun budundan yemek yapıldı. Hâlbuki toplantıya katılanların her biri bir oturuşta bir kuzu yemeleriyle meşhurdular. Misafirler belirlenen vakitte geldiler. Aralarında amcaları Ebu Tâlib, Hamza, Abbas ve Ebu Leheb de vardı. Hep beraber yemek yediler. Hz. Ali bu konuda şöyle diyor: 762 Şuara: 214-216

PEYGAMBERLİĞİN İLANI SIRASINDA HZ. ALİ (2)

"Herkes yemeğini yedi. Hiç kimse bir şey istemez oldu. Ama yemekte ellerini daldırdıkları yerden başka bir boşluk görmüyordum. Ali'nin nefsini elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, onların tümünün yediği yemeği bir kişi bile yiyebilirdi. Sonra Resulüllah, `Topluluğa içecek su ver' dedi. Onlara süt dolu maşrapayı getirdim. Hepsi ondan içti. Hepsi de iyice kandı. Allah'a yemin ederim ki onlardan bir tanesi tümünün içtiği sütü içebilirdi." Peygamberimiz onlarla konuşmak istediğinde Ebu Leheb atıldı: "Arkadaşınız sizi büyüledi." Bunun üzerine topluluk dağıldı. Ve Resulüllah onlarla konuşma fırsatı bulamadı. Bunun üzerine Hz. Peygamber ertesi gün yine böyle bir davet verilmesi kararı aldı. Hz. Ali Peygamberin emriyle tekrar yemek ve süt hazırlayıp, Haşimoğulları'nın ileri gelenlerini yemeğe ve Hz. Peygamberi dinlemeye davet etti. Belirlenen vakitte herkes geldi. Yemekten sonra Resulüllah onlara hitaben şöyle dedi: "Ey Abdulmuttaliboğulları! Kendisinden başka tapacak ilah bulunmayan Allah'a and olsun ki, Ben size ve tüm insanlara Allah'ın elçisi olarak gönderildim. […]

PEYGAMBERLİĞİN İLANI SIRASINDA HZ. ALİ (3)

rakladı. Ortalığı derin bir sessizlik kaplamıştı. Herkes başını eğmiş, düşünceye dalmıştı. O sırada henüz 15 yaşını geçmemiş olan Hz. Ali sessizliği bozdu ve Hz. Peygambere şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi, Ben Sana bu yolda yardım edeceğim." Sonra elini Hz. Peygambere uzattı. Ancak Resulüllah O'na oturmasını emretti ve oradakilere sorusunu tekrarladı. Hz. Ali tekrar ayağa kalkarak bu yolda O'na yardım edeceğini izhar etti. Peygamber tekrar O'ndan oturmasını istedi. Ve orada bulunanlara hitaben üçüncü kez aynı soruyu sormasına rağmen Hz. Ali'den başka hiç kimse ayağa kalkmadı. Bunun üzerine Resulüllah Hz. Ali'nin elini sıkıp şöyle buyurdu: "Bu (Ali) Benim kardeşim, vasim ve halifemdir. O'nu dinleyin ve itaat edin." Orada bulunanlar gülerek ayağa kalktılar. Bir yandan da Ebu Tâlib'e şöyle diyorlardı: Oğlunu dinlemeni, O'na itaat etmeni emretti, duydun mu?"763   763 El-Kâmil Fi't-Tarih, c. 2, s. 62; Şeyh Müfid El-İrşad, s. 42; Mecmaü'l Beyan, c. 7, s. 206; Tarih-i Dimaşk, […]

TAİF’DE HZ. ALİ

Miladi 620 yılı Resulüllah için ard arda kayıpların yaşandığı bir yıl oldu. Oğulları Kasım ve Abdullah'ın vefatının ardından, amcası Ebu Tâlib ve hanımı Hatice'yi kaybeden Resulüllah, adeta ikinci kez öksüz ve yetim kaldı. Bu sebeple bu yıla Hüzün Yılı adı verilmiştir. Ebu Tâlib'in ölümünden sonra Kureyş, Resulüllah'a baskı ve zulümlerini iyice arttırdı. Mekke'de Kureyş'in saygı duyduğu, çekindiği kimse kalmamıştı. Peygamberimiz bu gerçeği dile getirerek şöyle buyurmuştur: "Ebu Tâlib, ölünceye kadar Kureyş Bana saldırmaktan çekinirdi."764 Kureyş'in baskı ve zulümlerinin iyice arttırması üzerine civardaki kabilelerle temasa geçen Allah Resulü ilk Taif'e giderek işe başladı. Ancak Taifliler O'nun çağrısına olumlu cevap vermedikleri gibi çocuk ve köleleri kışkırtarak Peygamberimizi taşladılar. Zeyd b. Hârise ile Hz. Ali kendilerini atılan taşlara siper ederek Peygamberimizi korudular. İkisi de çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı. Buna rağmen Hz. Peygamber'e taşlar isabet etti ve ayaklarından kanlar akıyordu.765 764 A'yanu'ş-Şia, c. 1, s. 235; Es-Siretü'n-Nebeviyye, İbn […]

AKABE BİATLERİNDE HZ. ALİ

Resul-i Ekrem Taif dönüşü, müşriklerin işkence ve zulümlerini arttırmalarından yılmamış Ukaz, Mecenne, Zülmecaz panayırlarına gelen kabileleri İslam'a davet etmeyi sürdürmüştür. Bi'set'in 11. yılında hac mevsiminde Allah Resulü 6 kişiden oluşan Medineli bir kafile ile görüştü. Medine'nin Hazrec kabilesinden olan bu kafileye Resulüllah İslam'ı anlattı. Onlar da şahadet getirerek Müslüman oldular. Bir sene sonra aynı yerde buluşmak üzere Allah Resulü'ne söz verip Mekke'den ayrılan Hazrecliler bir yıl sonra Allah Resulü'ne geldiler. Abdulmuttalib'in evinde gizli bir görüşme gerçekleştirdiler. Bu tarihî ittifak gerçekleştirildiği sırada Hz. Peygamber'in yanında amcası Hz. Hamza, Hz. Abbas ve Hz. Ali bulunuyordu.766 Buluşmanın gizliliği için her türlü tedbir alınmıştı. Buna rağmen müşrikler arasında fısıltı halinde haberler kulaktan kulağa dolaşıyordu. Silahlarıyla toplantı yerine geldiler. 766 Es-Siretü'l-Halebiyye, c. 2, s. 174

AKABE BİATLERİNDE HZ. ALİ (2)

Hz. Hamza ve Hz. Ali kılıçlarını çekerek onları karşıladılar. Hz. Hamza'ya toplantının olup olmadığını sordular. Hz. Hamza öyle bir şey olmadığını söyledi. Kureyşliler bir sonuç alamadan geri döndüler.
Scroll to top