İÇİNDEKİLER

Ziyaretiniz için teşekkür eder, öncelikle gönlünüzden 'Ehl-i Beyt' sevgisinin eksik olmamasını Cenabı Hakk'tan niyaz ederiz. İçerik girişlerimiz halihazırda devam etmektedir.  

EHL-İ BEYT KİMDİR?

Ehl, kelimesi izafet olduğu şeyle tanımlanır. Ehlü'l Kura (şehir halkı) veya Ehlü'l Kitap (kitaba uyanlar veya onu okuyanlar gibi). Beyt kelimesi ise ev anlamındadır. Ehl-i Beyt ifadesi ise, kişinin yakınları ve soydaşlarını ifade eder. Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'in evlatlarına ve evlatlarının evlatları için Ehl-i Beyt tabiri kullanılmıştır. "Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinize olsun ey Ehl-i Beyt!''1 Müslümanlar arasında Ehl-i Beyt kelimesi naslara uyularak Resulüllah'ın evlatları hakkında kullanılmıştır. Kitap ve Sünnet'te Ehl-i Beyt kelimesinin özel bir anlamı vardır. Ehl-i Beyt'den maksat, Resulüllah'ın kızı Fâtımâ, torunları Hasan ve Hüseyin ve damadı İmam Ali'dir. Tathîr ayeti bunlar hakkında nâzil olmuştur: "Yüce Allah, ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği defetmek ve sizi tertemiz yapmak ister."2 1 Hud, 73 2 Ahzab, 33

EHL-İ BEYT KİMDİR? (2)

Ehl-i Beyt ifadesinde kastedilen "ev" kelimesi, sıradan bir evi değil, risalet ve peygamberlik evini ifade eder. Ehl-i Beyt, Peygamberlik evinde eğitilen, terbiye edilen, küçük büyük her şeyi tanıyan, eşyanın hakikatini bilen, herkesi kuşatan, ilim ve yakîn sahibi kimselerdir ki bunlar; Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.  

EHL-İ BEYT İFADESİ TAM OLARAK KİMLERİ KAPSAMAKTADIR?

Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayetle ve Resülullah'ın (s.a.v.) yüzlerce hadisiyle sabittir ki, Ehl-i Beyt, sadece Hz. Fâtımâ, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz Hüseyin ve Resülullah'tır(s.a.v.). Ancak bazı eserlerde, Ehl-i Beyt kapsamına Resulüllah'ın (s.a.v.) eşleri ve hatta Haşimoğulları'nın da dahil olduğu iddiaları vardır. 1- Nişaburî, Mukatil, Suyûti gibi bazı alimler bu ayet-i kerimenin kapsamına Hz. Peygamberin hanımlarının da girdiğini iddia etmektedirler. 2- Abdullah b. Abbas (r.a.) ve İkrime gibiler ise, Ehl-i Beyt'ten maksadın sadece ve sadece Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin mübarek eşleri olduğunu iddia etmektedirler. Ayrıca; 3- Allame İbn Hacer Heysemî'nin "es-Savaik" adlı eserinde Sa'lebi'den naklen yazdığına göre, "Ehl-i Beyt'ten maksat, Haşimoğulları'dır" diye iddia edenler var olduğu gibi,

EHL-İ BEYT İFADESİ TAM OLARAK KİMLERİ KAPSAMAKTADIR? (2)

4- "Ehl-i Beyt kavramını tamamen genişleterek, Resulüllah'ın (s.a.v.) eşleri, köle ve cariyeleri, kadın-erkek bütün akrabası, Resulüllah'a (s.a.v.) hizmet eden, O'na uyup yolundan ayrılmayan herkes Ehl-i Beyt'in içine girer" diyenler de vardır.3 Ancak, bu iddialar azınlıkta kalmaktadır. Ehl-i Beyt kavramının içine Resulüllah'ın (s.a.v.) eşlerinin ve Haşimoğulları'nın dahil edilemeyeceği, Ehl-i Beyt ifadesinin söz konusu olan beş kişiden ibaret olduğuna dair sayılamayacak kadar çok delil ve kaynak mevcuttur. Biz bu kaynaklardan bir kısmını ortaya koyduk. Peygamberimizin (s.a.v.) hanımlarından (ki Tathir ayeti kendi evinde nâzil olan) Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Aişe, Ehl-i Beyt'in sadece adı geçen bu beş kişi ile sınırlı olduğunu vurgulamışlardır. Ebu Basir, İmam Câfer Sâdık'tan (r.a.) sahih bir rivayetle şöyle nakletmektedir: "Yüce Allah, yalnız siz Ehl-i Beyt`ten ..." ayeti indiği zaman Ali, eşi ve çocukları Ümmü Seleme'nin evinde idiler. Hz. Peygamber (s.a.v.) onları bir parçanın altına alarak arz etti: "Allah'ım! Her peygamberin nübüvvetinin terazisi olan seçkin zümreden özel yakınları […]

EHL-İ BEYT İFADESİ TAM OLARAK KİMLERİ KAPSAMAKTADIR? (3)

"Hasin b. Semure, Zeyd b. Erkam'a, "Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hanımları da Ehl-i Beyt'ten midir?" diye sorduğunda, Hz. Zeyd şöyle dedi: "Allah Teala'ya and olsun ki, hayır... Çünkü kadın, bir müddet eşiyle olur, boşanınca babasının evine döner ve babasının ailesine katılır, böylece kocasından bütünüyle kopar. Peygamberi Ekrem'in (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i kendisine sadaka verilmesinin haram olduğu kimselerdir. Onlar hangi eve gitseler, nereye gitseler Hz. Peygamberin Ehl-i Beyt'i olmaktan çıkmazlar." Bazı kaynaklara göre, Ehl-i Sünnet âlimlerince Ehl-i Beyt kavramının içine Âl-i Aba olan "beş kişi"nin dışındaki kişilerin de dahil edilmeye çalışılması, özellikle İmam Ali'ye (k.veche) olan hased ve husumetten ileri gelmektedir ki, güya böylece O'nun Allah ve Resulü yanındaki makamı gizlenmek istenmektedir. Resulüllah'ın (s.a.v.) hayatında Ehl-i Beyt kavramının içini yalnızca Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ile doldurması bir şeyin işaretidir. "Bu ayetin amacı, İslam'ın geleceğini kurumsallaştırmaktır."4 Resulüllah (s.a.v.), kendinden sonra İslam dinini emanet ettiği beş kişiyi ifade […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER

Ehl-i Beyt hakkında inen ayetler, Kur'an-ı Kerim'in dörtte birini teşkil eder.6 Biz buraya bir kısmını almakla yetindik. 1- Ümmü Seleme'den şöyle nakledilir: "Yüce Allah, ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister" ayeti inince; Resulüllah, birini Ali, Fâtımâ, Hasan ve Hüseyin'in peşine gönderdi ve "Bunlar, Benim Ehl-i Beytim'dir" buyurdu.7 2- Hz. Aişe'den şöyle nakledilir: "O (Ali), Resulüllah'ın yanında insanların en sevimlisiydi. Ben Resulüllah'ın, O'nu, Fâtımâ'yı, Hasan ve Hüseyin'i elbisesinin altına aldığını ve sonra "Allah'ım, bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir" dediğini gördüm.8 6 İbn Asakir, Savaik, fasıl 3, bâb 9, s. 76 7 El-Müstedrek-ü Ala's-Sahihayn, c. 3, s. 158; Beyhaki, Sünen'ül-Kübra, c. 7, s. 63 8 Tarih-i Dimaşk, c. 2, s. 163; İbn-i Bitrik, Menakib'ü İmam'il-Ebrar, c. 40, s. 23

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (2)

3- Tathir ayeti nâzil olduktan sonra İmam Ali'nin şöyle dediği rivayet ediliyor: "Bunun üzerine Resulüllah buyurdu ki, `Ya Ali! Bu ayet Senin, iki torunum (Hasan ve Hüseyin) ve Senin evlatlarından olan imamlar hakkında nâzil olmuştur."9 4- Müslim, Sahih'inde kendi senediyle Hz. Aişe'den şöyle naklediyor: "Resulüllah, üzerinde siyah kıldan dokunmuş bir aba olduğu halde dışarı çıktı. O sırada Hasan b. Ali yanına geldi. O'nu abanın altına aldı, Hüseyin b. Ali yanına geldi, O'nu da abanın altına aldı. Sonra Fâtımâ geldi; O'nu da abanın altına aldı. Daha sonra Ali geldi; Resulüllah, O'nu da abanın altına alarak, `Yüce Allah, ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği defetmek ve sizi tertemiz kılmak ister' ayetini okudu." (Bu, Kesa hadisi olarak bilinir.)10 Büyük müfessir Fahri Râzi, bu rivayeti kendi tefsirinde kaydettikten sonra şu bilgiyi veriyor: "Bilinmesi gerekir ki, müfessirler ve muhaddisler arasında bu rivayetin sahih olduğunda ittifak vardır."11 5- […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (3)

"Ben Ali'ye uğradım. Fakat O'nu bulamadım. Bunun üzerine Fâtımâ "Ali, Resulüllah'ı çağırmaya gitti" dedi. Sonra Resulüllah ve Ali içeri girdiler. Ardından Resulüllah Hasan ve Hüseyin'i çağırarak her birini bir dizi üzerine oturttu. Fâtımâ ve kocasını da odasından (çağırıp) kendine yaklaştırdı. Sonra da onların üzerine bir elbise örterek "Allah (c.c.), ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği defetmeyi ve sizi tertemiz kılmayı diler" ayetini okudu ve devamında "Bunlar, Benim Ehl-i Beyt'imdir Allah'ım! Ehl-i Beyt'im daha layıktır" buyurdu."13 7- Tathir ayetini açıklayan Kesa hadisini, sahabe ve tabiûnun ileri gelenlerinden büyük bir grup rivayet etmiş; bu ayetin, Resulüllah'ın elbisesi altına aldığı beş kişi hakkında indiğini vurgulamışlardır. Enes b. Mâlik, Bera b. Azib, Hz. Resulüllah'ın kölesi Sevban, Hz. Resulüllah'ın ve Hz. Ali'nin kölesi Ebu Hama, Hekim b. Sa'd, Hemmad b. Derda, Zeyd b. Erkam, Zeynep binti Ebi Seleme, Sa'd b. Ebi Vakkas, Ebu Said El Hudri, Ümmü Seleme, Şeddad b. Am[…]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (4)

Ehl-i Beyt kaynakları ise Tathir ayetini ve onu açıklayan Kesa hadisini İmam Hasan'dan, İmam Hüseyin'den, İmam Muhammed Bâkır'dan, İmam Câfer Sâdık'tan rivayet etmektedirler. Ehl-i Sünnet kaynakları, Kesa hadisini kırkı aşkın rivayet kanallarıyla nakletmişlerdir.16 Kesa hadisini kaydeden ve Tathir ayetinin Resulüllah'ın abasının altına aldığı beş kişi hakkında indiğini söyleyen kaynakların sayısı oldukça fazladır. Bizim burada zikredeceğimiz kaynaklar Ehl-i Sünnet kaynaklarının bazılarıdır: 1. Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 1, s. 331, c. 2 s. 285, c.3 s. 285, c. 4 s.107, c.6 s.292, 296, 298, 304. 2. Ahmed b. Hanbel, Fezail'üs-Sahabe, c. 2, s.66, 67, 102. 3. Buhari, Tarih'ul Kebir, c. 1, s. 69, 70, 110. 4. Müslim, Sahih, c. 4, s. 1883. 5. Tirmizi, el-Cami'us-Sahih, c. 5, s. 351, 352, 663, 699. 6. Nesai, Hasais-u Emir'il Mü'minîn, s. 37, 49. 7. Taberanî, el-Mu'cem'ul Kebir, c. 3, s. 46/2662, s. 47/2666, s. 49/2698. 8. Taberanî, el-Mu'cem'us-Sağir, c. 1, s. 135. […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (5)

17. İbn Abdilberr, el-İstiab fi Marifet'il Ashab, c. 3 s. 1100. 18. Hatib Bağdadi, Tarih'ül Bağdad, c. 10, s. 278/5396. 19. Hazin, Tefsir'ül Hazin, c. 5, s. 259. 20. İbn Esir, Usd'ul Ğabe fi Marifet'is-Sehabe, c. 2 s. 10, 13, 19, 21; c. 4 s. 4, 46, 47, 110; c. 5 s. 497; c. 6 s. 78, 79. 21. İbn Esir el-Cezeri, Cami-ul Usul, c. 9 s. 155/6702, 6703. 22. Cessas, Ahkam'ul Kur'an, c. 3, s. 529. 23. İbn Arabî, Ahkam'ul Kur'an, c. 3, s. 1538. 24. İbn Cevzî, Tezkiret-ül Havas'ıs-Sıbt, s. 233. 25. Zemahşerî, el-Keşşaf, c.1, s.369. 26. Razi, Mefatih'ul Ğayb, c. 8, s. 71. 27. İbn-i Asakir, Tercemet-ül İmam Ali min Tarih-i Dimaşk, Muhammed Bakır Mahmudi incelemesi, c. 1, s. 273, 274 / 322; Tercemet'ül İmam Hüseyin, s. 61, 77, Mahmudi Müessesesi. 28. İbn Teymiyye, Minhac'üs-Sünne, c.3, s.4; c. 4, s.20. 29. Zehebî, Tarih'ül İslam, c.3, s. 44; […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (6)

Tathir ayetinin Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hakkında nâzil olduğunu ifade eden eserlerin bazılarını sıraladık. Ancak bu kaynakların sayısı oldukça fazladır. Buna rağmen, bu ayette kastedilen kimselerin Hz. Peygamberin eşleri ve Haşimoğulları olduğunu ileri süren bazı görüşler de mevcuttur. "De ki, Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık, yakınlarıma sevgiden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum."17 Bu ayet-i kerime Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i ve onların pak soyunu sevmek hususunda nâzil olan "meveddet ayeti"dir. Nitekim İmam Şafii, Ehl-i Beyt'i sevmenin farz olduğuna işaret ederek şu beyitleri söylemektedir: "Ey süvari! Mina'da taşlamada dur, Duran ve hareket edenlere duyur; Seher vakti Mina'ya akınca hacılar Fırat'ın akışı gibi bir akınla Âl-i Muhammed'i sevmek Rafizilikse eğer... Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler!"18 İmam Şafii daha sonra Ehl-i Beyt hakkında inen Meveddet ayetine işaret ederek şöyle diyor: "Ey Resulüllah'ın Ehl-i Beyt'i! Sizin sevginiz farzdır Allah'ın indirdiği Kur'an'da da..."19 […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (7)

ki, "Gelin; oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra dua edelim de, Allah'ın laneti yalancıların üzerine olsun."20 Bu "Mübahele ayeti"dir. Bu ayet, Resulüllah (s.a.v.) ile kendilerinin hak üzere olduklarını ve kendi dinlerinin geçerliğini iddia eden Necran hıristiyanlarının elçileri arasında geçen tartışma üzere inmiştir. Bu ayetin inişiyle Resulüllah (s.a.v.) onları mübaheleye (karşılıklı lanetleşmeye) davet etmiş ve sonuçta onların iddiasını gırtlaklarına tıkamış; onları delillerle susturmuş ve apaçık burhanla onlara gâlip gelmiştir. Onlar da acılı azaba ve ebedi lanete yakin kesp ettikten sonra, Resulüllah (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'iyle mübahele etmekten sakınarak bunun karşısında sulh yapmayı ve cizye ödemeyi seçmişlerdir. Bu olay, teferruat ve ayrıntılarını anlatmaya gerek kalmayacak kadar meşhurdur. Tarih, hadis ve tefsir kitaplarında bu olay çok detaylı bir şekilde beyan edilmiştir. Burada önemli olan, Allah Teala'nın bu ayette o yüce makama seçtiği kişilerin kimlerin olduğu ve bu ilahî seçimin medlûllarının beyanıdır. Tefsir, hadis […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (8)

Câbir b. Abdillah'tan şöyle nakledilir: Ayette geçen "kendimiz ve kendiniz"den maksat, Resulüllah (s.a.v.) ve Ali'dir (r.a.); "oğullarımız"dan maksat, Hasan ve Hüseyin'dir; "kadınlarımız"dan maksat ise Hz. Fâtımâ'dır.23 Bu görüşün bir benzeri de Şa'bî'den nakledilmiştir; hatta sahabe ve tabiinden 24 kişiden, muhaddis ve müfessirlerden 52 kişiden fazlası bu görüşü rivayet etmiştir.24 Keşşaf'ın sahibi büyük müfessir Zemahşeri, bu ayette "oğullar" ve "kadınlar"ın, "kendimiz" sözcüğünden önce zikredilmesinin hikmetine değinerek diyor ki: Bu iki sözcüğün "kendimiz" sözcüğünden önce zikredilişi, onların yüce mevkilerini, Allah ve Resulü'ne yakınlıklarını ve "kendi"nden önce olduğunu bildirmek içindir. Kesâ ehlinin faziletine bundan daha güçlü bir delil olamaz. Yine bu ayet-i kerime, Resulüllah'ın (s.a.v.) peygamberliğinin doğruluğuna delalet etmektedir.25   23 Durrü'l Mensur, c. 2, s. 38, 39 24 Seyyid Milanî, Teşyid'ul Muraciat c. 1, s. 344, 348 25 Zemahşerî, Tefsir'ul-Keşşaf, c. 1, s. 369, 370

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (9)

EBRAR AYETLERİ (İnsan Sûresi, 5-12): "İtaat eden ve iyilikte bulunanlar, şüphe yok ki, (cennette) kâselerle şarap içerler ki, kâfur ırmağının suyu da karıştırılmıştır bu şaraba... Allah'ın has kullarının içtiği bu şarap, bir kaynaktan çıkar ki, onlar diledikleri gibi, diledikleri yerlerde onu akıtıp fışkırtırlar... Adaklarını yerine getirir onlar. Ve şerri her yanı saran, kaplayan günden korkaklar... Ve kendisine zaruri ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula, yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar... Ve "sizi, ancak Allah rızası için doyurmadayız ve sizden ne bir karşılık, ne bir şükür istemeyiz... Şüphe yok ki, biz, suratları astıran, azabı pek şiddetli olan günde Rabbimizden korkarız" derler. Yüce Allah da korumuştur onları, bugünün şerrinden... Ve yüzlerine bir parlaklık, gönüllerine bir sevinçtir, vermiştir...

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (10)

Ve sabretmelerine karşılık da mükafatları, cennettir ve ipeklilerdir. Yaslanarak tahtlarına kurulurlar orada; ne güneş (yakıcılığı) görürler, ne zemheri... Cennet ağaçların gölgeleri sarkmıştır onlara; ve onların meyveleri, adamakıllı ram olmuştur onlara... Ve sunulur onlara gümüş kadehler ve sırça kadehler... Öylesine sırça kadehler ki, incecik gümüşten ve hepsini de içecekleri miktara, susuzluklarına göre ölçmüşlerdir adeta... Ve bir kadehle susuzlukları giderilir ki içindeki şaraba zencefil karıştırılmıştır... Orda bulunan ve şarıl-şarıl akan, her yana giden, boğazdan kayan selsebil kaynağından. Etraflarında ölümsüz delikanlılar dolaşır; onları görünce sanırsın ki saçılmış incilerdir. Ne yana baksan nimetler görürsün, ne yana baksan pek büyük ve zevalsiz bir saltanat ve devletler... Üstlerine de ipincecik yeşil ve ipek elbiseler, kalın ipekten dokunmuş libaslar vardır ve gümüş bilezikler takınırlar. Ve Rableri, onları, tertemiz bir şarapla suvarır. Şüphe yok ki bu, size bir mükafattır ve çalışmanız makbuldür. Şüphe yok ki, biz indirdik Kur'an'ı Sana ayet ayet ve […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (11)

Şüphe yok ki, bunlar çabucak gelip geçeni severler ve o ağır günü ardlarına atar, bırakır giderler. Biz yarattık onları ve biz kuvvetlendirdik yaradılışlarını. Ve dilersek onları değiştiririz de; yerlerine, onlara benzer başkalarını getiririz! Şüphe yok ki bu bir öğüttür, artık kim dilerse Rabbine doğru bir yol tutar... Ve Allah dilemedikçe, onlar dileyemezler; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir. Dilediğini rahmetine alır. Ve zalimlere gelince; elemli bir azap hazırlanmıştır onlara!"26 Âlimler ittifak etmektedirler ki, bu ayetler Hz. Ali (k.veche), Hz. Fâtımâ (r.anha), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin'in (r.a.) yiyeceklerini miskin, yetim ve esire sadaka vermeleri ile ilgilidir. İbn-i Abbas'ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte, bu ayetlerin nüzul sebebi şöyle anlatılır: "Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) küçükken hastalanmışlardı. Peygamberimiz (s.a.v.), ashabı kiramdan birkaç kişi ile torunlarını ziyarete geldiler. Bu esnada ziyaretçilerin bazıları, Ali'ye (r.a.), "Ya Ali! Çocukların için bir nezir yapmak […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (12)

iftar edebilmek için ödünç olarak üç çömlek arpa aldı. Hz. Fâtımâ (a.s.), arpanın bir çömleğini öğütüp kendi adetleri kadar, yani 5 tanecik ekmek yaptı. Akşam olmuş, iftarı bekliyorlardı. O sırada bir fakir (miskin) gelip; "Esselamü aleyküm ya Muhammed'in Ehl-i Beyt'i! Ben Müslüman bir fakirim. Beni doyurunuz ki, Allah da sizleri cennet sofraları ile doyursun" dedi. Onlar da derhal sofralarındaki ekmekleri bu fakir-miskine ikram ettiler. Ve Hz. Ali (r.a.), Hz. Fâtımâ'ya (r.anha) hitaben; "Ey insanların en hayırlısının kızı! Ey iman ve şerefin kemaline sahip olan Fâtımâ (r.anha)! Görüyorsun, ciğerleri parçalayıcı haliyle kapıda duran şu miskin, açlığını bizlere arz ederken, hâl diliyle Allah'a naz ve niyaz etmektedir." Hz. Fâtımâ (a.s.) ise Ali'ye (a.s.) cevaben şöyle dedi: "Ey amcamoğlu! Emrinize amadeyim. Gerçi o miskini hoşnut edecek ve memnun kılacak bir şeye sahip değilim. Fakat umarım ki aç bir kimseyi doyurmak suretiyle hayırlı insanlardan sayılıp cennete girer ve şefaate ererim. " […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (13)

Ertesi gün Hz. Fâtımâ (r.anha) üçüncü çömlekteki arpayı ekmek yaptı. Akşam olunca yine sofrayı önlerine koydukları sırada, bu sefer de kapıya bir fakir esir gelerek selendi: "Esselamü aleyküm, ey Allah'ın elçisinin (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i! Ben esirlerden biriyim. Bana ikram ediniz. Allah da sizlere cennet taamlarından ikram eylesin!" dedi. Bu kez de sofralarındaki yiyeceği esire ikram ettiler. Bu davranışları ile ilgili olarak, İnsan suresinin 8. ayeti nâzil oldu: "Hakiki mü'minler! Allah'a olan muhabbetlerinden dolayı kendi yiyeceklerini miskine, yetime ve esire ikram ederler." Müfessirler, İnsan suresinde geçen yukarıda yazdığımız ayetlerin tamamının Hz. Fâtımâ (a.s.), Hz. Ali (a.s.), Hz. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) hakkında nâzil olduğunda ittifak etmişlerdir.27 "Topluca Allah'ın ipine sımsıkı yapışın."28 İmam Câfer-i Sâdık "Topluca Allah'ın ipine yapışın" ayetiyle ilgili olarak "Allah'ın ipi biziz" buyurmaktadır.29 İmam Rıza ise, babası kanalıyla Hz. Ali'den şöyle rivayet etmektedir: "Resulüllah buyurdu ki; kurtuluş gemisine binmek, Allah'ın ipine yapışmak isteyen Ali'yi […]

EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (14)

"Ey inananlar! Allah'tan korkun, doğrularla beraber olun."31 Bu ayet hakkında İmam Muhammed Bâkır şöyle diyor: "Yani Âl-i Muhammed ile birlikte olun."32 Abdullah b. Ömer ise bu ayet hakkında şöyle söylüyor: "Yüce Allah, Muhammed ashabının tümüne Allah'tan korkmalarını emretmiş ve sonra da "doğrularla beraber olun" buyurmuştur. Burada "doğrular" olarak Muhammed ve Ehl-i Beyt'i kastedilmiştir."33 "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun."34 İmam Muhammed Bâkır şöyle buyuruyor: "Bu ayet nâzil olunca, İmam Ali buyurdu ki, "Zikir ehli biziz; Yüce Allah, Kitabında bizi kastetmiştir."35 "Sen ancak bir uyarıcısın, her toplumun ise bir yol göstericisi vardır."36 İmam Muhammed Bâkır bu hususta şöyle diyor: "Uyarıcı, Resulüllah'tır (s.a.v.). Bizden her zaman insanları Allah'ın Peygamberi'nin getirdiği şeylere hidayet eden bir yol gösterici vardır. Resulüllah'tan sonra yol gösterici Ali'dir ve O'nun ardından birbirinden sonra gelen vasilerdir."37 "Onun tevilini Allah ve ilimde ileri gidenlerden başka kimse bilemez."38 İmam Câfer-i Sâdık buyuruyor ki: 31 Tevbe, 119 32 Tercemet'ü İmam […]
Scroll to top