• ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (5)

    17. İbn Abdilberr, el-İstiab fi Marifet'il Ashab, c. 3 s. 1100. 18. Hatib Bağdadi, Tarih'ül Bağdad, c. 10, s. 278/5396. 19. Hazin, Tefsir'ül Hazin, c. 5, s. 259. 20. İbn Esir, Usd'ul Ğabe fi Marifet'is-Sehabe, c. 2 s. 10, 13, 19, 21; c. 4 s. 4, 46, 47, 110; c. 5 s. 497; c. 6 s. 78, 79. 21. İbn Esir el-Cezeri, Cami-ul Usul, c. 9 s. 155/6702, 6703. 22. Cessas, Ahkam'ul Kur'an, c. 3, s. 529. 23. İbn Arabî, Ahkam'ul Kur'an, c. 3, s. 1538. 24. İbn Cevzî, Tezkiret-ül Havas'ıs-Sıbt, s. 233. 25. Zemahşerî, el-Keşşaf, c.1, s.369. 26. Razi, Mefatih'ul Ğayb, c. 8, s. 71. 27. İbn-i Asakir, Tercemet-ül İmam Ali min Tarih-i Dimaşk, Muhammed Bakır Mahmudi incelemesi, c. 1, s. 273, 274 / 322; Tercemet'ül İmam Hüseyin, s. 61, 77, Mahmudi Müessesesi. 28. İbn Teymiyye, Minhac'üs-Sünne, c.3, s.4; c. 4, s.20. 29. Zehebî, Tarih'ül İslam, c.3, s. 44; c. 5, s. 95, 96. 30. Zehebî, Siyer-ü A'lam'in-Nubela, c. 2, s. 122. 31. İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c. 7, s. 338. 32. İbn Hacer, el-İsabe fi Temyiz'is Sahabe, c. 4, s. 270. 33. Heysemi, Mecma'uz Zevaid ve Menba'ul Fevaid, c. 7, s. 91; c. 9 s. 119, 121, 146, 167, 169, 172. 34. İbn Hacer el-Askalanî,Tehzib-üt Tehzib, c. 2, s. 297. 35. Suyuti, el-İtkan fi Ulum'il Kur'an, c.4, s. 227. 36. Suyuti, Durr-ül Mensur, c. 5, s. 198, 199. 37. İbn Hacer Heytemi, Sevaik'ul-Muhrika, s. 139, 143, 144, 229. 38. Muttaki Hindî, Kenz'ul Ummal, c. 13, s.163/36496. 39. Şevkani, Feth'ul Kadir, c. 4, s. 349, 350. 40. Tathir ayetine dair Ehl-i Beyt'in faziletiyle ilgili sair tüm eserler.
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (6)

    Tathir ayetinin Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hakkında nâzil olduğunu ifade eden eserlerin bazılarını sıraladık. Ancak bu kaynakların sayısı oldukça fazladır. Buna rağmen, bu ayette kastedilen kimselerin Hz. Peygamberin eşleri ve Haşimoğulları olduğunu ileri süren bazı görüşler de mevcuttur. "De ki, Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık, yakınlarıma sevgiden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum."17 Bu ayet-i kerime Hz. Ali, Hz. Fâtımâ, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i ve onların pak soyunu sevmek hususunda nâzil olan "meveddet ayeti"dir. Nitekim İmam Şafii, Ehl-i Beyt'i sevmenin farz olduğuna işaret ederek şu beyitleri söylemektedir: "Ey süvari! Mina'da taşlamada dur, Duran ve hareket edenlere duyur; Seher vakti Mina'ya akınca hacılar Fırat'ın akışı gibi bir akınla Âl-i Muhammed'i sevmek Rafizilikse eğer... Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler!"18 İmam Şafii daha sonra Ehl-i Beyt hakkında inen Meveddet ayetine işaret ederek şöyle diyor: "Ey Resulüllah'ın Ehl-i Beyt'i! Sizin sevginiz farzdır Allah'ın indirdiği Kur'an'da da..."19 "Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de 17 Şûra, 23 18 Râzi, Tefsir, c. 27, s. 166) 19 İbn Hacer, Savaik'ul-Muhrika, s. 148-175; Zerkani, Şerh'ül Mevahib, c. 7, s. 7; Sabban, İs'af'ur-Rağibin, s. 119
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (7)

    ki, "Gelin; oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra dua edelim de, Allah'ın laneti yalancıların üzerine olsun."20 Bu "Mübahele ayeti"dir. Bu ayet, Resulüllah (s.a.v.) ile kendilerinin hak üzere olduklarını ve kendi dinlerinin geçerliğini iddia eden Necran hıristiyanlarının elçileri arasında geçen tartışma üzere inmiştir. Bu ayetin inişiyle Resulüllah (s.a.v.) onları mübaheleye (karşılıklı lanetleşmeye) davet etmiş ve sonuçta onların iddiasını gırtlaklarına tıkamış; onları delillerle susturmuş ve apaçık burhanla onlara gâlip gelmiştir. Onlar da acılı azaba ve ebedi lanete yakin kesp ettikten sonra, Resulüllah (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'iyle mübahele etmekten sakınarak bunun karşısında sulh yapmayı ve cizye ödemeyi seçmişlerdir. Bu olay, teferruat ve ayrıntılarını anlatmaya gerek kalmayacak kadar meşhurdur. Tarih, hadis ve tefsir kitaplarında bu olay çok detaylı bir şekilde beyan edilmiştir. Burada önemli olan, Allah Teala'nın bu ayette o yüce makama seçtiği kişilerin kimlerin olduğu ve bu ilahî seçimin medlûllarının beyanıdır. Tefsir, hadis ve tarih kitapları, Resulüllah'ın (s.a.v.), Yüce Allah'ın emriyle bu ayetin örneklerine seçtiği kişiler, Ali, Fâtımâ, Hasan ve Hüseyin'dir. Bunlardan başkası bu ayetin kapsamına girmez.21 Sa'd b. Ebi Vakkas der ki: "De ki; geliniz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi mübahele etmek üzere ortaya getirelim" ayeti nâzil olunca Resulüllah (s.a.v.) Ali'yi, Fâtımâ'yı, Hasan ve Hüseyin'i çağırdı ve buyurdu ki: "Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir."22 20 Al-i İmran, 61 21 Müslim, Sahih, c. 4, 1871; Tirmizi, Sünen, c. 5 s. 225; Mesabih'üs Sünne, c. 4, s. 183; elKâmil Fi't-Tarih, c. 2, s. 293; Vahidî, Esbab'un-Nuzül, s. 60; Razi, Tefsir, c. 8, s. 81; Zemahşeri, Tefsir, c. 1, s. 368; Kurtubî, Tefsir, c. 4, s. 104; Nesefî, Tefsir, c. 1, s. 221 22 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 185; Müstedrek'u ala's Sahihayn, c. 3, s. 150; Fethu'l Bari, c. 7, s. 105
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (8)

    Câbir b. Abdillah'tan şöyle nakledilir: Ayette geçen "kendimiz ve kendiniz"den maksat, Resulüllah (s.a.v.) ve Ali'dir (r.a.); "oğullarımız"dan maksat, Hasan ve Hüseyin'dir; "kadınlarımız"dan maksat ise Hz. Fâtımâ'dır.23 Bu görüşün bir benzeri de Şa'bî'den nakledilmiştir; hatta sahabe ve tabiinden 24 kişiden, muhaddis ve müfessirlerden 52 kişiden fazlası bu görüşü rivayet etmiştir.24 Keşşaf'ın sahibi büyük müfessir Zemahşeri, bu ayette "oğullar" ve "kadınlar"ın, "kendimiz" sözcüğünden önce zikredilmesinin hikmetine değinerek diyor ki: Bu iki sözcüğün "kendimiz" sözcüğünden önce zikredilişi, onların yüce mevkilerini, Allah ve Resulü'ne yakınlıklarını ve "kendi"nden önce olduğunu bildirmek içindir. Kesâ ehlinin faziletine bundan daha güçlü bir delil olamaz. Yine bu ayet-i kerime, Resulüllah'ın (s.a.v.) peygamberliğinin doğruluğuna delalet etmektedir.25   23 Durrü'l Mensur, c. 2, s. 38, 39 24 Seyyid Milanî, Teşyid'ul Muraciat c. 1, s. 344, 348 25 Zemahşerî, Tefsir'ul-Keşşaf, c. 1, s. 369, 370
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (9)

    EBRAR AYETLERİ (İnsan Sûresi, 5-12): "İtaat eden ve iyilikte bulunanlar, şüphe yok ki, (cennette) kâselerle şarap içerler ki, kâfur ırmağının suyu da karıştırılmıştır bu şaraba... Allah'ın has kullarının içtiği bu şarap, bir kaynaktan çıkar ki, onlar diledikleri gibi, diledikleri yerlerde onu akıtıp fışkırtırlar... Adaklarını yerine getirir onlar. Ve şerri her yanı saran, kaplayan günden korkaklar... Ve kendisine zaruri ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula, yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar... Ve "sizi, ancak Allah rızası için doyurmadayız ve sizden ne bir karşılık, ne bir şükür istemeyiz... Şüphe yok ki, biz, suratları astıran, azabı pek şiddetli olan günde Rabbimizden korkarız" derler. Yüce Allah da korumuştur onları, bugünün şerrinden... Ve yüzlerine bir parlaklık, gönüllerine bir sevinçtir, vermiştir...
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (10)

    Ve sabretmelerine karşılık da mükafatları, cennettir ve ipeklilerdir. Yaslanarak tahtlarına kurulurlar orada; ne güneş (yakıcılığı) görürler, ne zemheri... Cennet ağaçların gölgeleri sarkmıştır onlara; ve onların meyveleri, adamakıllı ram olmuştur onlara... Ve sunulur onlara gümüş kadehler ve sırça kadehler... Öylesine sırça kadehler ki, incecik gümüşten ve hepsini de içecekleri miktara, susuzluklarına göre ölçmüşlerdir adeta... Ve bir kadehle susuzlukları giderilir ki içindeki şaraba zencefil karıştırılmıştır... Orda bulunan ve şarıl-şarıl akan, her yana giden, boğazdan kayan selsebil kaynağından. Etraflarında ölümsüz delikanlılar dolaşır; onları görünce sanırsın ki saçılmış incilerdir. Ne yana baksan nimetler görürsün, ne yana baksan pek büyük ve zevalsiz bir saltanat ve devletler... Üstlerine de ipincecik yeşil ve ipek elbiseler, kalın ipekten dokunmuş libaslar vardır ve gümüş bilezikler takınırlar. Ve Rableri, onları, tertemiz bir şarapla suvarır. Şüphe yok ki bu, size bir mükafattır ve çalışmanız makbuldür. Şüphe yok ki, biz indirdik Kur'an'ı Sana ayet ayet ve zaman zaman... Artık sabret Rabbinin hükmüne ve uyma onlardan suçlu yahut nankör olana... Ve an Rabbinin adını sabah ve akşam. Ve geceleyin de secde et artık O'na. Ve tenzih et uzun gecelerde onu...
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (11)

    Şüphe yok ki, bunlar çabucak gelip geçeni severler ve o ağır günü ardlarına atar, bırakır giderler. Biz yarattık onları ve biz kuvvetlendirdik yaradılışlarını. Ve dilersek onları değiştiririz de; yerlerine, onlara benzer başkalarını getiririz! Şüphe yok ki bu bir öğüttür, artık kim dilerse Rabbine doğru bir yol tutar... Ve Allah dilemedikçe, onlar dileyemezler; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir. Dilediğini rahmetine alır. Ve zalimlere gelince; elemli bir azap hazırlanmıştır onlara!"26 Âlimler ittifak etmektedirler ki, bu ayetler Hz. Ali (k.veche), Hz. Fâtımâ (r.anha), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin'in (r.a.) yiyeceklerini miskin, yetim ve esire sadaka vermeleri ile ilgilidir. İbn-i Abbas'ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte, bu ayetlerin nüzul sebebi şöyle anlatılır: "Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) küçükken hastalanmışlardı. Peygamberimiz (s.a.v.), ashabı kiramdan birkaç kişi ile torunlarını ziyarete geldiler. Bu esnada ziyaretçilerin bazıları, Ali'ye (r.a.), "Ya Ali! Çocukların için bir nezir yapmak istemez misin?" dediler. Hz. Ali (a.s.) ve Hz. Fâtımâ (a.s.) da Allah'ın (c.c.) rızasını talep ve O'na şükür etmek ve çocuklarının şifa bulmasını Cenab-ı Hakk'tan niyaz etmek üzere "üç gün oruç tutmaya" nezir ettiler. Derken çocukları hastalıktan kurtuldular. Bunun üzerine Hz. Ali ve Hz. Fâtımâ, oruçlarını tutmaya niyet edip başladılar. Lakin, iftar için yiyecekleri yoktu. Hz. Ali (a.s.), Hayberli Şem'un isminde bir yahudiden üç gün 26 İnsan, 5-31
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (12)

    iftar edebilmek için ödünç olarak üç çömlek arpa aldı. Hz. Fâtımâ (a.s.), arpanın bir çömleğini öğütüp kendi adetleri kadar, yani 5 tanecik ekmek yaptı. Akşam olmuş, iftarı bekliyorlardı. O sırada bir fakir (miskin) gelip; "Esselamü aleyküm ya Muhammed'in Ehl-i Beyt'i! Ben Müslüman bir fakirim. Beni doyurunuz ki, Allah da sizleri cennet sofraları ile doyursun" dedi. Onlar da derhal sofralarındaki ekmekleri bu fakir-miskine ikram ettiler. Ve Hz. Ali (r.a.), Hz. Fâtımâ'ya (r.anha) hitaben; "Ey insanların en hayırlısının kızı! Ey iman ve şerefin kemaline sahip olan Fâtımâ (r.anha)! Görüyorsun, ciğerleri parçalayıcı haliyle kapıda duran şu miskin, açlığını bizlere arz ederken, hâl diliyle Allah'a naz ve niyaz etmektedir." Hz. Fâtımâ (a.s.) ise Ali'ye (a.s.) cevaben şöyle dedi: "Ey amcamoğlu! Emrinize amadeyim. Gerçi o miskini hoşnut edecek ve memnun kılacak bir şeye sahip değilim. Fakat umarım ki aç bir kimseyi doyurmak suretiyle hayırlı insanlardan sayılıp cennete girer ve şefaate ererim. " Cümlesi bir lokma almadan sofralarındaki ekmekleri fakir-miskine verdiler, kendileri su ile iftar ettiler. Ertesi gün oruçlarına devam ettiler. Fâtımâ (a.s.), o gün arpanın ikinci ölçeği ile ekmek yaptı. Akşam yaklaşınca ekmeği sofraya koydular ve iftarı bekliyorlardı. Derken, kapıya bir yetim gelerek; "Esselamü aleyküm ya Muhammed Ehl-i Beyt'i! Ben muhacir çocuklarından bir yetimim. Babam Akabe harbinde şehit oldu. Beni doyurunuz, beni doyurunuz! Allah da sizleri cennet taamları ile doyurur" dedi. Yine ekmeklerini yetime ikram ettiler. Ve su ile iftar ederek o akşam da aç yattılar.
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (13)

    Ertesi gün Hz. Fâtımâ (r.anha) üçüncü çömlekteki arpayı ekmek yaptı. Akşam olunca yine sofrayı önlerine koydukları sırada, bu sefer de kapıya bir fakir esir gelerek selendi: "Esselamü aleyküm, ey Allah'ın elçisinin (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i! Ben esirlerden biriyim. Bana ikram ediniz. Allah da sizlere cennet taamlarından ikram eylesin!" dedi. Bu kez de sofralarındaki yiyeceği esire ikram ettiler. Bu davranışları ile ilgili olarak, İnsan suresinin 8. ayeti nâzil oldu: "Hakiki mü'minler! Allah'a olan muhabbetlerinden dolayı kendi yiyeceklerini miskine, yetime ve esire ikram ederler." Müfessirler, İnsan suresinde geçen yukarıda yazdığımız ayetlerin tamamının Hz. Fâtımâ (a.s.), Hz. Ali (a.s.), Hz. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) hakkında nâzil olduğunda ittifak etmişlerdir.27 "Topluca Allah'ın ipine sımsıkı yapışın."28 İmam Câfer-i Sâdık "Topluca Allah'ın ipine yapışın" ayetiyle ilgili olarak "Allah'ın ipi biziz" buyurmaktadır.29 İmam Rıza ise, babası kanalıyla Hz. Ali'den şöyle rivayet etmektedir: "Resulüllah buyurdu ki; kurtuluş gemisine binmek, Allah'ın ipine yapışmak isteyen Ali'yi sevsin ve O'nun evlatlarından olan hidayetçileri izlesin!"30 27 Vahidi, "elBasit" adlı eserinde, Ebu İshak'ı Sa'lebi kendi tefsirinde, bu ayetlerin sadece bu kişiler hakkında olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca bkz. Zemahşeri, Keşşaf, c. 4, s. 670; Vahidî, Esbab'un-Nüzul, s. 251; İsmail Hakkı, Ruh'ul Beyan, c. 10, s. 268 28 Al-i İmran, 103 29 Hasais'ul-Vahy'il-Mubin, s. 183; Tusî, el-Emali, c. 1, s. 278 30 Şevahid'ut-Tenzil, c. 1, s. 168
  • ·

    EHL-İ BEYT HAKKINDA İNEN AYETLER (14)

    "Ey inananlar! Allah'tan korkun, doğrularla beraber olun."31 Bu ayet hakkında İmam Muhammed Bâkır şöyle diyor: "Yani Âl-i Muhammed ile birlikte olun."32 Abdullah b. Ömer ise bu ayet hakkında şöyle söylüyor: "Yüce Allah, Muhammed ashabının tümüne Allah'tan korkmalarını emretmiş ve sonra da "doğrularla beraber olun" buyurmuştur. Burada "doğrular" olarak Muhammed ve Ehl-i Beyt'i kastedilmiştir."33 "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun."34 İmam Muhammed Bâkır şöyle buyuruyor: "Bu ayet nâzil olunca, İmam Ali buyurdu ki, "Zikir ehli biziz; Yüce Allah, Kitabında bizi kastetmiştir."35 "Sen ancak bir uyarıcısın, her toplumun ise bir yol göstericisi vardır."36 İmam Muhammed Bâkır bu hususta şöyle diyor: "Uyarıcı, Resulüllah'tır (s.a.v.). Bizden her zaman insanları Allah'ın Peygamberi'nin getirdiği şeylere hidayet eden bir yol gösterici vardır. Resulüllah'tan sonra yol gösterici Ali'dir ve O'nun ardından birbirinden sonra gelen vasilerdir."37 "Onun tevilini Allah ve ilimde ileri gidenlerden başka kimse bilemez."38 İmam Câfer-i Sâdık buyuruyor ki: 31 Tevbe, 119 32 Tercemet'ü İmam Ali min Tarih'il Medinet'i-Dimaşk, c. 2, s. 421 33 İbn-i Şehraşub, Menakıb-ü Ali bin Ebi Tâlib, c. 3, s. 11 34 Nahl, 43 35 Taberî, Tefsir, c. 14, s. 108; Hasais'ül Vahy'il-Mubin, s. 229 36 Ra'd, 7 37 Usul'ül-Kâfi, c. 1, s. 191, 192 38 Al-i İmran, 7