TEBÜK BİR SAVAŞ DEĞİL, İMTİHANDI (6)
kıldı ve ziyaretleri kabul etti. Ordunun Medine'ye girişi ve karşılanışı muhteşem olurken, 80 kadar asker kaçağı mahcuptu. Resul-i Ekrem, bunların mazeretlerini dinledi. Yemin ettiler; üç kişi hariç, özürleri kabul edildi. Söz konusu üç kişi; 50 gün kendi hâlinde kaldı; tevbe istiğfar ettiler. Bu müddet zarfında kimse onlarla konuşmadı; sanki dünya başlarına dar geliyordu. Toplum onları dışlamıştı. Bu onlar için acıklı bir ceza idi. Kur'an-ı Kerim'de bunlar hakkında şöyle buyurulur: "Ve (savaştan) geri bırakılan o üç kişinin de tevbelerini kabul buyurdu. Bütün genişliği ile beraber arz başlarına dar gelmiş ve canları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah'tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah, onların tevbesini kabul buyurdu ki, tevbe etsinler. Çünkü, Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir." 110 Bu olaydan anlıyoruz ki; cihadla yaşamak bir şeref, cihaddan geri kalmak ise zillettir. Bu zillet, hem insanların nezdinde, hem de Allah indindedir. Buna rağmen, imanda samimi olmak kaydıyla Cenâb-ı Hakk'ın lutf u keremi geniştir, kullarının tevbelerini kabul eder. Tebük Seferi kansız, kavgasız olmasına rağmen baştanbaşa hikmetler ve ibretlerle doludur. Bu ders ve hikmetler, günümüzde Hak yola hizmet edenler için birer ışık mesabesindedir. 110 Tevbe, 118
