TEBÜK BİR SAVAŞ DEĞİL, İMTİHANDI (4)


Buradan, mazeretsiz veya gerçek mazeret olmadan Hak yolunda cihaddan geri kalmanın büyük tehlike ve azap sebebi olduğunu anlıyoruz. Yaz mevsiminin en sıcak günleri idi. Kuraklık yüzünden memlekette kıtlık vardı. Hasat vakti gelmiş; meyveler, hurmalar kemâle ermişti. Düşman kuvvetli, gidilecek yer uzaktı. Bütün bu nâmüsait şartlar, mü'minlerde bir durgunluk ve neşesizlik meydana getirmişti. Bu durumda Cenab-ı Hak derhal mü'minleri ihtar etti: "Ey mü'minler! Size ne oldu ki, Allah yolunda gazaya (Tebük Seferi'ne) çıkın denilince yerinizde yığıldınız, kaldınız. Yoksa siz, ahireti bırakıp da, dünya hayatına mı râzı oldunuz? Dünya hayatının saadeti, ahirete nisbetle pek az bir şeydir. Eğer gazaya çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır. Yerinize de başka bir kavmi getirir de, siz O'na (Peygambere) hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kâdirdir." 109 Burada; insanın, nefsinden gelen tembellikle bazen duraklama yapabileceği için ikaz ve ihtara muhtaç olduğu anlaşılmaktadır. Şu da bir gerçek ki, nefisler cihaddan hoşlanmaz. Hak yolunda hizmette sabır ve mücahade ile güçlüklere karşı koymak esastır. Resul-i Ekrem Efendimizin, Hz. Ali'yi kendine vekâleten Medine'de bırakması, münafıklara istismar konusu oldu. Münafıklar Hz. Ali'nin Medine'de kalışını, savaştan kaçmak gibi göstererek fitne çıkardılar. Buna sinirlenen Hz. Ali, silahlanarak Resulûllah'ın huzuruna geldi ve harbe katılacağını söyledi. Bunun üzerine Resuli Ekrem, Hz. Ali'ye, "Sen Bana Musa'nın yanındaki Harun gibisin. Bir farkla ki, Benden sonra Peygamber yoktur" diyerek gönlünü almış, Medine'de kalmasının önemini vurgulamıştır. Bu olayda, seferlere gidilirken cephe gerisinin ihmal edilmemesi gerektiğine dair tembih vardır. Tebük Seferi esnasında münafıklar fesat çıkarıp, birtakım kim109 Tevbe, 38, 39