TASAVVUF (2)
kötü hallerden kurtulmak, nefsi ıslah etmek için gerekli bilgileri öğrenmek ve gereğini yapmak şarttır. Genelde birçok insanın ibadet yapmasına rağmen nefsinin kötü hallerini düzeltme çaresi aramadığından dolayıdır ki, şirkten, riyadan, kibirden kurtulamamaktadırlar. Yaptıkları ibadetin ve kul olmanın zevkini tadamamaktadırlar. Kulun istiğfar, tesbih, zikir ve dua gibi ibadetlerini de diğer ibadetler (namaz, oruç, hac, zekât...) gibi kendi başına değil, bu yolun rehber imamlarının koyduğu esaslar dâhilinde yapması tamamen dinî bir zarurettir. Yani nasıl ki, itikadî ve amelî vazifelerimizi yapabilmek için itikadda ve amelde birer mezhebe bağlanmak gerekiyorsa, ahlakî vazifelerimiz için de bu yolda bir meşrebe tâbi olmak gereklidir. Yukarıda belirtildiği gibi itikadî ve amelî mezhep imamlarına tâbî olmakla Resulûllah'a tâbî olmuş olanlar, manevî yolda da bir meşrebe intisâb ile Resulûllah'a olan bağlılıklarını tamamlamış olurlar. Bu yolun rehber imamları, kulu, nefs-i emmareden itibaren nefsin her mertebesinde gerekli olan eğitime tâbi tutarak kemâle erdirirler. Bu husuhta kulun teslimiyeti ve gayreti büyük önem taşır. Görüldüğü gibi, kulun manevî yolda da bilgisi ve tatbikatı olması gerekir. Aksi halde manevî eğitimini tamamlamamış olanlar, nefsin mahkûmiyetinden kurtulup kemâle eremezler. Kalbin, ruhun ve nefsin önemi, böyle bir manevî eğitimi zaruri kılmaktadır. Bütün bunları özetleyecek olursak; insan, İslam'ı bir bütün olarak yaşamalıdır. İnanıp gereğini yapmamak veya eksik yapmak, istenilen ve özlenen Müslümanı meydana getirmez. İstenilen ve özlenen Müslüman olmadıkça da maddî ve manevî çöküntülerin önüne geçilemez. Böylece, bu çöküntü bütün insanlığı enkaz haline getirir. Çare, itikadî, amelî ve ahlakî bütünlüğe tâlip olmak ve gereğini yapmaktır. Her üç hususta da Resulûllah'a ulaştıran rehber ve örnek insanlarla bir ve beraber olmaktır.
