RIDVAN BİATI (2)
Diğer yandan; gidecek elçinin diğer iki vazifesi de İslam'ı tebliğ etmek ve Mekke'de olup da Müslümanlığını gizleyenlere yakında esaretlerinin sona ereceği müjdesini vermek olacaktı. Yine çevresi ve çehresi itibariyle bu iki vazifeyi de herhalde en iyi Hz. Osman yapardı. Nitekim, orada mahsur kalmış bir kadınla erkeği, verdiği müjdeyle ağlatmıştı ki, Hz. Osman'ın onlar için, "Ağlamaktan ölecekler sandım" diyordu. Burada, her hizmette öne çıkan Hz. Ömer'in; bu hizmette kardeşini tercih etmesi; dava hassasiyetinin ne kadar ince ve ileri boyutta olduğunu göstermesi açısından çok manidardır. Evet, o, birçok olayda en önce harekete geçmiş, ileri atılmıştı. Mayasında bu vardı fakat davanın selameti kaygısı, ondaki bu cevvalliğin her zaman bir adım önündeydi. Her dava adamında bu vasfın olması gerekir. Dava adamı çok kabiliyetli olsa da, her konuda işe atılmadan önce, o konuda başka bir kardeşinin sonuca daha iyi şekilde gidip gidemeyeceğini çok iyi düşünmesi gerekir. İleride göreceğimiz gibi; Hz. Ömer'in, Hudeybiye Anlaşması için müşriklerin öne sürdüğü şartları Allah Resulü'nün kabul etmesine içerleyip; ancak ayet inince tatmin olmasındaki âmil de, yine bu davanın selameti hassasiyetini önde tutmasıdır. Ne var ki, teslimiyet, hepsinin fevkindedir ki bu vadiye hikmetler bölümünde değineceğiz. Bir diğer nükte de; ashabının, bilhassa istişare kadrosunun Resulûllah'la nasıl bütünleştiğinin görülmesidir. Onlar, her iş ve davranışlarında, "Benim yerimde Allah Resulü olsa ne yapar veya düşünürdü?" sancısını çeken insanlardı. Hatta, O'ndan kilometrelerce uzakta olsalar da, "O, şu an ne yapıyordur?" kaygısıyla hareket ederlerdi. Bu muazzam sevgi ve rabıta hali, (Rabıta: Bir insan-ı kâmille kalbî bağ kurma hâlidir) onları, Resulûllah'la bütünleştirmişti. Nitekim, Hz. Ömer'in, Allah Resulü'nün üç hedefle elçi göndermek istediğini anlayıp en uygun insanı tavsiye etmesi bu rabıtanın neticesi olsa gerektir. İşte bu rabıta hali, sonsuz hazinele-
