MÜBAHELE OLAYI (2)


emri üzerine onlara mübahele (karşılıklı beddua) teklifinde bulundu. Hıristiyanlar da kabul etti. Ve bu işin yarına bırakılmasına karar verildi. Ertesi gün hıristiyanların tamamı Medine'nin çıkışında Hz. Peygamberi bekliyorlardı. Resulüllah'ın onları yıldırmak için çok büyük ve kalabalık bir toplulukla geleceğini düşünüyorlardı. Medine kalesinin kapısı açıldı. Resulüllah sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın, ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde geldi ve hıristiyanların karşısındaki bir ağacın altına oturdu. Hıristiyanların en bilgini olan piskopos, mütercimlere bu gelenlerin kim olduğunu sordu. "O genç, O'nun damadı ve amcasının oğlu Ali b. Ebi Tâlib'dir. O kadın, kızı Fâtımâ'dır. Çocuklar ise torunları ve kızının evlatları olan Hasan ve Hüseyin'dir" dediler. Bunun üzerine hıristiyan piskopos şöyle dedi: "Bakın Muhammed en yakınlarını ve en çok sevdiklerini mübaheleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Eğer tereddüdü olsaydı, onları getirmez, mübaheleden vazgeçerdi. Onunla mübahele yapmamız kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri'nden korkmasaydım […]
Scroll to top