MADDİ GÜCÜ ZAYIF NİCE AZ TOPLULUKLARIN, MADDETEN KUVVETLİ NİCE ÇOK TOPLULUKLARA GALİP GELMESİNİN SEBEP VE HİKMETLERİ (3)
başta gelir. O halde mü'minler, yalnız Allah'a tevekkül etmeli; zaferi O'ndan bilmelidirler. Bu mühim tespitten anlaşılacağı üzere; hak-bâtıl çatışmalarında mü'minlerin galip gelmesini sağlayan, maddî güç dengesizliğine rağmen onları muvaffak kılan temel vasıflar ve unsurlar vardır. Bunların bazılarına işaret edelim: İman: İnananların galip gelmesinin temel sebebi `iman'dır. Aslında bâtıla inananlar da, inançlarındaki sadakat ve kuvvetlilik derecesinde savaşırlar. Ancak hiçbir inanç, Allah'a iman etmek, O'na dayanmak ve güvenmek kadar insana güç ve metanet veremez. Zira, fıtrat, Allah'a meyletmek ve O'na vuslat etmek üzere yaratılmıştır. Bu nükteyi yakalayan iman sahibi, en az on kişilik insanın gücüne bedel güç kazanmaktadır. İnsan, en çok kendi nefsini sever. İman gerçeği ve vuslat duygusu ise, kendi nefsini Allah uğrunda feda ettirir. Çünkü, fâni bir gençlik verilerek, ebedî bir gençlik ve saadet satın alınacaktır. Cemalullahı müşahade ise bütün bu lezzetleri sönük bırakacak derecede muhteşem ve yücedir. İşte inananları, düğüne gider gibi şehid olmaya azmettiren sır ve nükte budur. Bu sır ve nüktedir ki, sahabeye, "Ya Resulallah! Dua et de, bu savaşta ilk olarak ben şehid olayım" dedirtmiştir. İşte bu hâl ve güç; inanan az bir kuvvetin, bâtıl güçlere ve maddî yönden daha kuvvetli olan topluluklara galip gelmesinin temel sebebini oluşturmaktadır. Cesaret ve şecaat: Allah'a iman ve tevekkülden sonra cesaret ve şecaat, inananların galip gelmesinin temel sebeplerindendir. Cesaret ve şecaat mü'minde, imanı ile doğru orantılı olarak bulunur. İmandaki güçlülük cesarete, cesaret şecaate vesile olur. Bu açıdan şecaat, bir nevi, imanın heybetidir.
