KERBELA’DA ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇEN CANLAR (2)
Nafi b. Hilal İmam (a.s.)'ın ölüme giderken takındığı hâli şöyle aktarmıştır: "Ben, Hüseyin b. Ali (a.s.)'a hayret ediyordum. Çünkü şehadeti yaklaştıkça ve işi zorlaştıkça yüzü daha da parlıyordu. Aynen özlediğine kavuşması yakın olan bir insan gibiydi. Hatta son dakikalarında ezelî ve ebedî lanetlik onun mukaddes başını bedeninden ayırırken, Hüseyin b. Ali (a.s.)'ın yanına gittim. Hüseyin (a.s.)'ın yüzünün o nuru ve parıltısı beni öylesine kendimden geçirdi ki, öldüğünü unutmuştum." 552 İmam (a.s.) bu moral ve şecaatle sabahtan ikindi vaktine kadar ashabının yanında yer aldı. Her şehit düşeni kendisi çadırların yanına getiriyor, onlara dualar ediyordu. Yakınlarına teselli veriyordu. Böyle bir manzarada ashabının ve yakınlarının gözleri önünde birer birer kanlara boyanmasına rağmen ondaki dirayet, kudret ve iradede zerre bir eksilme olmamıştır. Bu manzarayı gören İbn-i Sa'd, onunla savaşmaktan çekinen askerlerine cesaret vermek için şöyle bağırıyordu: "Anneniz yasınıza otursun! Kiminle karşılaştığınızı biliyor musunuz? Bu Arab'ı katledenin oğludur." 553 Ve yine bağırıyordu: "Bu Ebu Tâlib oğlu Ali'nin oğludur. Allah'a yemin ederim ki, babasının ruhu bunun omuzları arasındadır." 554 Şimdi onu müdafaa eden ashabına bakalım... 552 Bihar'ul Envar, c. 45, s. 57; el-Luhuf, s. 53 553 Bihar'ul Envar, c. 45, s. 50 554 Bihar'ul Envar, c. 44, s. 390
