İFFET VE NAMUSUNA ALLAH’IN ŞAHİTLİK ETTİĞİ KADIN: HZ. AİŞE (4)
kendi diliyle iftira edenlere uygulanır. Bunu, açık kelâmla söylemiş olması şarttır. Bugün böyle bir ceza uygulanmadığı içindir ki, dedikodular alıp yürümüştür. Dedikoduların ulu orta konuşulması da, cemiyetlerde huzursuzluklara sebep olmaktadır. Hakkını müdafaa edemeyen insanlar, üzülmektedirler. Gücü-kuvveti olanların ise, dedikodusu yapılmamakta; hatta onlardan korkulduğu için, zâlim bile olsalar medh ü senâları yapılmaktadır. Bu da cemiyetin en büyük hastalıklarından biridir. İfk olayı bizlere, münafıkların her olayı istismar edeceğini, şüpheye mahal veren her işten dolayı bir fitne çıkaracaklarını anlatır. Hiçbir mü'minin kalbine gelmeyen şeyler, münafıkların kalbine gelir. Ahzab Sûresi, 6. ayette buyurulduğu gibi, "Peygamberimizin mübarek zevceleri, mü'minlerin anasıdır." Peygamberimizden sonra bile, zevcelerinden herhangi biriyle nikâhlanmak, kat'i sûrette yasaklanmıştır. Bu açık hükümler karşısında; Allah'a ve Resulü'ne gerçekten iman etmiş bir Müslümanın, gerek Peygamberimizin sağlığında, gerek irtihallerinden sonra, zevcelerinden birine, değil kötü gözle bakması, böyle bir kötülüğü kalbinden geçirmesi bile düşünülemez. İşte, böyle kötülükleri ancak münafıklar düşünebilir. Mü'minlerin aklına gelmeyen bu tür fesatlıklar, ancak münafıkların kalbine gelir. Yine, İfk olayı bize, münafıkların tabiî ve zarurî halleri bile dedikodu malzemesi yapacaklarını gösterir. Peygamberimizin zevcesini, örtüsüne bürünmüş ve yapayalnız uyuyakalmış görünce; onu, hürmetle deveye bindirmek, orduya yetiştirmek aslında, orada bulunan her Müslümanın en tabiî bir görevi idi. Kim olsa bunu yapacaktı. Aslında, bunu yapmak değil, yapmamak büyük bir suç olurdu. Hz. Aişe'nin (r.a.), yüce Allah'ın Kitabı Kur'an'la beraat ettirilmesi, O'nun üstünlüğünü gösterir. Dünyada hiçbir iftira, böyle bir şekilde yok edilmemiştir. Bu beraat ettirilişte, büyük bir üstünlük ve fazilet vardır.
