HZ. MUHAMMED’İN DAVETİNİN DİĞER DAVETLERLE İLGİSİ (2)
Allah elçilerinin ilki olan Hz. Âdem'den son peygamber Hz. Muhammed'e (s.a.v.) kadar nice Hak elçileri gelip geçmiştir. Bütün bu elçilerin getirdiği mesajda, takdim ettiği dinde temel esasların aynı olduğu gözlenmektedir. Nitekim Peygamberimizin (s.a.v.) daveti, diğer elçilerin davetlerini tevhid, tamamlama ve kemâle erdirme esası üzerine kurulmuştur. Her Allah elçisinin davasının iki temel esas üzerine bina edildiğini söylemek mümkündür. Bunlardan biri akide (inanç), diğeri ise teşri (insanın iç ve dış tabiatına yönelik birtakım düzenlemeler getirmek). İman esasları diyebileceğimiz akidenin temel prensipleri Hz. Âdem'den son peygamber Hz. Muhammed'e (s.a.v.) kadar değişmemiştir. Esasen, kaynağını Allah'tan alan, aynı davanın temsil ve tebliğcileri olan hak peygamberlerin, inanç konusunda ayrılığa düşmeleri, temel esaslarda farklı ölçülerle gönderilmeleri düşünülemez. Teşri konusunda, farklılıklar söz konusu olabilir. Bu düzenlemelerin temeli, kulların dünya ve ahiret saadetini sağlama esasına dayanır. Toplumların genel karakteri, zaafiyet ve faziletleri, kabiliyet ve teklifi kaldırabilme takatları hikmet-i İlahî gereği kendilerine gönderilen şeriatlerin sunduğu mükellefiyetlerde farklılıklar gündeme getirmiştir. Zira, `Allah, hiçbir kimseye kaldıramaycağı sorumluluğu yüklemez.' O, mutlak adalet ve merhamet sahibidir. Böylece; milletlerin ve ümmetlerin farklılığı, uygulamaların çeşitliliğini doğurmuştur. Öyleyse; farklı İlahî dinler yoktur, farklı uygulamalar vardır. Son Peygamber Hz. Muhammed'in (s.a.v.) gelişiyle; insanlığa, ilk peygamberden o güne dek gelen bütün şeriatları kuşatan yegâne bir din takdim edilmiştir. Hz. İsa'nın, Hz. Musa'nın, Hz. İbrahim'in ve Hz. Âdem'in... Rabbi olan Allah, Hz. Muhammed'i en son ve en kâmil bir din ile göndermiştir. Esasen; Musa (a.s.) da İslam'ın peygamberidir, İsa (a.s.) da, İbrahim ve Adem (a.s.) da... Bunlardan herhangi birini inkâr, İslam'ı inkâr gibidir. Küfrün ta kendisidir.
