Bİ’R-İ MAÛNE FACİASI: SUFFA ASHABI CAN PAZARINDA (3)


ve şehid düşer. Zâlimin kalbini karartan kini, bir şehidle tatmin olmaz. Diğer misafirlere yönelir. Çevresindeki bazı kabileleri yanına çağırır; "Biz Ebu Bera'nın himayesini bozmayız" diyerek karşılık verirler. Masum insanları şehid etmek üzere bazı insanları yanına çekmeyi başarır ve Müslümanların çevresini kuşatırlar. Müslümanlarla kıyasıya bir çarpışmaya tutuşurlar. Ensar'dan Kâb b. Zeyd dışındaki bütün Müslüman muallimler şehid olur. Kâb'ı da ağır yaralı olarak can çekişmekteyken bırakıp giderler. Çarpışmanın cereyan ettiği sıralarda Amr b. Ümeyye ve Ensar'dan bir zât, o çevrenin yakınında bulunuyorlardı. Kuşların gökyüzünü kaplayıp bir bölge üzerinde dolaştıklarına şahid oldular. "Bunun bir sebebi olmalı" diyerek araştırmaya koyuldular. Olaya vâkıf oldular. Müslümanlara yardım etmek üzere düşmanla çarpışmaya giriştiler. Ensarî şehid düştü. Amr esir alındı. Daha sonra Sa'd kabilesinden olduğu anlaşılınca serbest bıraktılar. Amr hemen yola çıktı. Durumu haber vermek gerekir, diye düşünüyordu. Yolda Amroğullarından iki kişiye rastladı. Mü'minlerin şehid edilmesine karşılık bu ikisini öldürdü. Halbuki bunlar, Hz. Peygamberin güven sözü altındaydılar; fakat hiçbirşeyden haberi yoktu Amr'ın. Resulûllah'a gelince, iki kişinin diyetini ödemeyi üstlendi; zira eman verilmişti. Hz. Peygamber, İslam'ın adım adım gelişmeye başladığı bir dönemde yetmiş yetişmiş insanın, mürşid heyetinin feci bir ihanet sonucu şehid edilmelerine çok üzüldü. Bir ay boyunca her sabah namazında zâlimlere beddua etti. Himaye sözü veren Ebu Bera ise, vakıanın üzüntüsünden ölür. Ebu Bera'nın oğlu da, Müslümanlara saldıran Amir'i öldürür. Aşk ve irfan ocağında yetişen bu kutlu insanlar, davaları uğruna can pazarına çıkmaktan çekinmemişlerdi. Zira; "Allah, mü'minlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır." Hak dava ise, kıyamete kadar bâkidir. Dava erleri de, Hakk'ın her yere ulaşmasında birer vesile olmak durumundadırlar.