BEN-İ MÜSTALİK (MÜREYSİ) GAZASI (2)


bul edip kurtulmaları teklif edildi, fakat kabul eden olmadı. Savaş sonunda Müstalikoğulları, esir olma, mallarına el konulma ile karşılaştılar. Müslümanlardan sadece bir kişi öldü. Resulûllah'a, bu savaş sırasında esir alınan kadınlar hakkında `azl'in hükmü sorulunca, "Azl yapmasanız olmaz mı? Kıyamete kadar var olması mukadder her varlık, muhakkak var olur" buyurmuştur. Bu savaştan sonra, Muhacir'le Ensar arasında bir kavga çıkmıştır. Hz. Ömer'in kölesi Cehcah b. Said ile Sinan b. Vear, "Ey Ensar cemaati, ey Muhacir cemaati" diyerek cemaatlerini çağırdılar. Az kalsın burada büyük bir kavga başlayacaktı ki, Muhacir ve Ensar bunu önlediler. Fakat münafıkların başı Abdullah b. Ubey ön sırada şu sözleri sarfetti: "Gördünüz mü şunların (Muhacirler'in) yaptıklarını? Kendi yurdumuzda bize galebe çaldılar, milletimizi tanımadılar. Vallahi, ey Muhacirler topluluğu! İş ancak eskilerin mesellerinde dedikleri gibidir: `Köpeği semirt, seni yesin.' Vallahi bizim, Muhammed'le olan münasebetlerimizin durumu, başka değil, ancak bu söylenen söz gibidir. Vallahi, eğer Medine'ye bir dönecek olursak, en izzetli ve kuvvetli olan en zelil ve zayıf olanı oradan muhakkak sürüp çıkaracaktır!" Bu sözleri sarf ettikten sonra, kavminden orada bulunanlara yöneldi ve, "Bunu, siz kendi elinizle yaptınız. Onlara, yurdunuzu, yuvanızı peşkeş çektiniz. Mallarınızı onlarla bölüştünüz" dedi. Zeyd b. Erkam, Abdullah b. Ubey'in sözlerine kızdı, "Vallahi, kavminin içinde zelil ve menfur olan ancak sensin. Muhammed (s.a.v.) ise, Rahman olan Allah tarafından aziz kılınmıştır" diyerek ona karşılık verdi. Zeyd b. Erkam, Abdullah b. Ubey'in meclisinden kalkıp Peygamberimizin yanına geldi. İşittiklerini haber verince, Peygamberimiz son derece üzüntü duydu. Peygamberimizin yüzü renkten renge girdi." Hz. Ömer, "Ya Resulallah! Bırak beni İbn-i Ubey'in boynunu vu-