GERÇEK HÜRRİYET


Vedâ Hutbesi'nin muhtevasında geçen ve İslam'da geniş mahiyet kazanan `hürriyet' kavramı üzerinde de duralım: Hürriyet, kâmil anlamda ifadesini Allah'a kullukta bulur. Zira, esasen hürriyet, kayıtlardan kurtulmaktır. Allah'a kul olmayan insan, başta nefsine kulluk yapmaktadır. Asıl esaret de, nefsine kul olmak zorunda kalmaktır. Zira, insan âcizdir; mükemmele dayanmak ister. Mutlak kuvvet ve kudret sahibi ise Allah'tır. Allah'a dayanan ve güvenen, en büyük güce ve hareket serbestliğine kavuşmuş demektir. En büyük hürriyet, Allah'a kullukla gerçekleşir. O halde denilebilir ki, hürriyetin en kâmil şekli, en kuvvetli tezâhürü; kulun Allah'a tevekkülüdür. Hürriyet, Allah'a kulluk, yani ubûdiyet şartları içinde mütâlaa edilirse isabet edilmiş olunur. Zira, insanoğlu, gayesiz, başıboş bırakılmış bir varlık değildir. Sevgili Peygamberimiz, Vedâ Hutbesi'nde gerçek hürriyetin ve saadetin yeri olan cennete, ibadetle varılacağını beyan etmektedir: