HUNEYN BOZGUNUNUN ASIL SEBEBİ (12)


zulüm ve işkenceler!.. Arkadan da aynı nakarat: "Hürriyet, insan hakları." Esasen bu cazip ifadeler, icra edilen zulmü setretmek içindir. Kuzu postuna bürünmüş canavar hükmündeki asrî küfür ve şirk organizasyonlarından iyilik ve insaf beklemek ise en büyük basiretsizliktir. O halde; hakikatte insanın haklarını ancak inananlar verebilir. İnsanlık adına dünya hâkimiyeti inananlarda olsaydı, dünyanın huzur ve saadeti gerçekleşmiş olurdu. Dünya insanlığı, mustarip halde işte bunu beklemektedir. Her mü'min, bu güzellik, huzur ve saadet için çalışmalıdır. Ne ibretli bir durumdur ki, dün tebliğ için gelen İslam Peygamberini taşlayıp ayaklarını kan içinde bırakanlara O Peygamber, sel gibi akan bir ordu ile dönmüştü. Artık bu topraklarda ebediyen İslam hâkimiyeti söz konusu olacaktı. Artık Allah'ın hükümleri verilmeye başlanıyor, kan davaları hükme bağlanıyor, adalet işliyor; haklı-haksız ayrılıyordu. "Kısasta hayat vardır" hükmü daha iyi anlaşılıyordu. Peygamberimizin, esir edilen sütkardeşine iyi davranması ve onu serbest bırakması da, vefakârlığın en güzel nişanelerindendir. Demek ki mü'min, adaleti elden bırakmamanın yanında, vefa duygusuna da sahip olmalıdır. İslam vefayı öğütler, fırsatçılığı, hamlığı ve yobazlığı ise reddeder. Huneyn Savaşı boyunca bütün olaylarda olduğu gibi bir gerçeği daha müşahade ediyoruz ki, o da; Resulûllah'ın Allah tarafından her türlü tehlikelerden korunması ve Peygamberimizin, Allah'ın zafer vaadine kesin inanarak, bu hususta asla tereddüte düşmemesidir. Huneyn'e gidilirken bir ağacın altında istirahat eden Peygamberimize, bir bedevinin, yaklaşıp O'nu öldürmek istemesi esnasında, bir mucize eseri olarak yerinde donup kalması, Resulûllah'ın