HAYBER’İN FETHİNİN ARDINDAKİ HİKMETLER (5)
kim savaştan sonra birçok kabile Resulûllah Efendimize gelerek İslam hâkimiyetini kendiliklerinden kabul etmişlerdir. Rivayet edildiğine göre; Hz. Ali öyle büyük kahramanlıklar göstermiştir ki; bir ara Hayber'in kale kapısını kaparak kalkan olarak kullanmıştır. Bu olay, beşerî güçle izah edilemez. Bu bir keramettir. Bilindiği veçhile, Cenab-ı Hak, yüce kudretini enbiyasından mucizelerle, evliyasından kerametlerle izhar eder. Evliyanın kerameti haktır. İslam itikadına göre, inkârı küfürdür. Nübüvvet nurunun velayet nuru olarak insanlığa geçiş kapısı o büyük insan Hz. Ali'dir. Elbette onun kahramanlığı kerametle birleşecek ve harikalaşacaktı. Zira, o, Allah'ın Arslanı idi. Buradan anlıyoruz ki; gerçek mânâda kuvvet Hak'tandır, muvaffakiyet ve zafer Allah'tandır. Hayber'in fethinden sonra Yahudilerin "yarıcılığı" kabul ettiklerini, yani ürünlerinin yarısını Beytülmal'e verdiklerini görüyoruz. Ürün taksimini Revaha oğlu Abdullah'ın âdilane yapması, Yahudilerin memnuniyetine sebep olmuştur. Keza, fetih esnasında elde edilen Tevratlar onlara iade edilmiş, inanç hürriyeti de tamamen verilmişti. Burada, Müslümanların müsamaha ve adalette ne kadar hassas davrandıklarını görüyoruz. Bu noktada, Resulûllah Efendimizin Hz. Ali'ye savaş esnasında, "Vallahi, senin vasıtanla onlardan birinin hidayete ermesi, çokça kızıl develere sahip olup onları tasadduk etmenden daha hayırlıdır" buyurması da çok mânidardır. Bu sözleriyle Resulûllah (s.a.v.), İslamî fetihlerin gayesini çok güzel ortaya koymuşlardır. O'nun şu tavrı da çok ibret-âmîz bir mahiyettedir: Korkularından Hudeybiye'ye gelmeyen birçok kimsenin, sırf ganimet elde etme arzusuyla savaşa katılmak istemesini hisseden Hz. Peygamber, "Bizimle Allah yolunda cihad edecekler gelsin!" buyurarak; yine fetihlerde gayenin i'lâ-yı kelimetullah olduğunu bir kez daha ortaya koymuş, bu ihlâsa hiçbir kötü niyetin zerre kadar da olsa karışmasına müsaade etmemişlerdir.
