SİYASÎ DİPLOMASİ VE MEKTUPLARIN TAŞIDIĞI HİKMETLER (7)


ğil, idareleri altındaki insanların da günahını yüklenmektedir ki, bunun cezası şüphesiz çok daha büyüktür. İşte Peygamberimiz bu gerçeğe değiniyor ve karşısındakini uyararak, onu İslam'a girip, iki misli sevap kazanmaya davet ediyor. "Ve siz ey kitap sahipleri! Gelin sizinle bizim aramızda müşterek olan bir tek kelimede, (yani) Allah'tan başka hiçbir ilaha tapmamak, O'na hiçbir şeyi şerik ve ortak koşmamak, Allah'tan başka aramızdan hiç kimseyi âmir ve efendi yapmamak hususunda birleşelim." Bu kısımdaki hitap, imparatorun tebaasına ve onların şahsında bütün kitap sahiplerinedir. Onların inançları ile, İslam arasındaki tek ortak nokta burada ifade ediliyor ki, o da tevhid inancıdır. Aslında İslam olan, sonra içlerine birçok bâtıl ve yalan-yanlış şeyler katılarak Hıristiyanlık ve Yahudiliğe dönüşen bu inanışlar zamanla tevhidden uzaklaşmıştır. Burada, o asla işaretle, "sizinle bizim aramızda müşterek olan bir kelimede..." ifadesi kullanılıyor ki, o da tevhid kelimesidir. Daha sonra Resulûllah, kitap sahiplerini, aslı bozulmuş ve kendilerine bir fayda sağlamayacak olan dinlerini bırakarak, tek ve bir olan Allah'a, O'nun istediği şekilde inanmaya, kullukta ve ibadette bulunmaya çağırıyor. Çünkü, her ne kadar onlar da tek tanrı fikrine inanıyorlarsa da, onlardaki bu Rab kavramına bile küfür ve bâtıl bulaşmıştı. Hıristiyanlardaki teslis akidesi, Musevilerdeki Yehova inancı bunun bir ifadesiydi. İşte bu davetle Resulûllah, kendilerini İsa ve Musa ümmeti olarak tanımlayan milletleri Allah'a imana ve İslam'a çağırarak, hakiki kurtuluşun ve selametin yolunu da göstermiş oluyordu. Cümlenin devamında, yine kitap sahiplerine hitaben, "Allahtan başka, aramızda hiç kimseyi emir ve efendi yapmamak hususunda birleşelim" buyurmak sûretiyle Resulûllah, gerçek efendinin ve âmirin yalnızca Cenab-ı Hak olduğunu ve İslam'a giren kimselerin öncelikle bu hakikati kabul etmeleri gerektiğini bildiriyordu. İslam dinini kabul eden ve hakiki kurtuluş yolunu tutan kimse, önce tev-