AYIN İKİYE BÖLÜNMESİ (3)
Eğer böyle bir hadise vâki olsaydı, onu sadece Mekke ve Hicaz halkı değil, bütün insanlığın müşterek tevatürle nakletmesi gerekirdi. Gökte cereyan eden bir hadiseyi her taraf görmeliydi. Tarih kitapları da yazmalıydı. Bu derecede garip ve harikulade bir iş nasıl olur da bilinmez ve bildirilmez? Böyle bir itirazın cevabı, başta Hitabî olmak üzere birçok din âlimlerince hakkıyla verilmiştir: "Böyle bir kayıt ve şart, Kamer mucizesininin meydana gelişindeki tarza uymaz. Zira, mucizenin gösterilmesini kâfirlerden küçük bir zümre istemiş ve mucize onlara gösterilmişti. Muhatapları ve şahitleri mahdut olduğu gibi, gece vâki olmasından ve herkesin istirahate çekilmiş bulunmasından dolayı, başkalarınca görülüp tespit edilme ihtimali de haliyle çok zayıftı. Zira, böyle bir hadise olacağı, önceden ilan edilmiş ve etrafa haber salınmış değildi. Sonra, hava şartları bakımından o gece, Kamer'in her taraftan görülüp görülmediği de ayrı meseledir. Allah'ın Resulü, mucizelerini yalnız isteyenlere gösterip onları İslam'a çekmek gayesini güttüklerine göre, hadiseyi herkesin görmesine, kayıt ve zaptetmesine mahsus bir iş sanmak, iyi niyetten uzaktır. Peygamber, mucizesini muhatabına gösterir. Yoksa bütün dünyaya garip işler seyrettirmeye kalkışmaz. İşte o akşam da, Kamer'in iki şak olduğunu, dilediklerine göstermiş; birçokları da evde bulundukları veya işin farkında olmadıkları için bir şey görememişlerdir. Yukarıda geçtiği gibi ashab, tabiin ve müteahhirînden malum olan müfessirlerin umumu, ayetin bu mucizeyi haber verdiğine müttefiktir. Haber meşhurdur, sahabeden bir hayli zevat rivayet etmiştir. Hz. Ali, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, Huzeyfe, Enes, Cübeyr, İbn Mut'ım, İbn-i Ömer (r.a.) bu râviler arasındadır. İmam Buhari ve Müslim tarafından Enes b. Mâlik'ten (r.a.) rivayet edilen vakıa aynen şöyledir:
