AYIN İKİYE BÖLÜNMESİ (2)


caktır" şeklinde tefsir etmiş olsalar da, bu tefsirlerinde bir aykırılık yoktur. Zira, onlar ayın kıyamette yarılacağını söylemekle, ayetle sarih ve haberlerle meşhur olan geçmişteki yarılmayı inkâr etmemiş, ayetin diğer bir işaretini tefsir etmişlerdir. Zira, ileride saati geldiği zaman; "Ay ve Güneş cem olundu" buyruğu uyarınca her şeyde fenâ sırrının zuhur edeceğini anlatmak için de bu ayet nâzil olmuş olabilir. Demek oluyor ki; Ay'ın yarılması, bir emr-i vâkidir. Mazide vâki olan bu yarılması Ay'ın ve onun gibi semavî gezegenlerin de yarılıp parçalanabileceğini ve bu sûretle âlemdeki her şey hakkında Peygamberin haber verdiği kıyâmetin vukû bulmasının akla uygun olduğunu göstermiştir. Binaenaleyh, müşriklere; "O saatin gelişi ile Peygamberin zaferi de uzak değil; bilakis yaklaşmaktadır" denmek istenmiştir. İşte bizim anladığımıza göre, "ileride yarılacaktır" denilmesinin mânâsı budur. Bu da, bütün müfessirlerin anladığı mânânın özetinden başka bir şey değildir. Yoksa Hasan-ı Basri ve İbn-i Atâ, ayın yarılması mucizesinin vukuundan haberdar olmamış, rivayetleri reddetmiş ya da ayetin akışından gaflet ederek mazi (geçmiş) mânâsını reddetmiş değillerdir. Ancak, gelecekte vukû bulacak olan yarılmayı izah etmek istemişlerdir. Bugünkü fen, ay'ı esîrî bir cisim farzetmediği gibi, onun yarılabilme kabiliyetini de inkâr etmez. Ancak, yarılması için tabii ki lazım gelen kuvveti veya kudreti tayin edebilmek bir mesele teşkil eder. Yoksa, gerek kendi içinden bir patlama, gerek dışarıdan cereyan veya bir dalga, çarpışma farzıyla parçalanma tasavvur olunabileceği gibi; bir nevi elastikiyet veya sıkışma farzıyla, açılıp kapanmasını tasavvur etmek de mümkündür. Burada söz konusu olan, Allah-u Teâlâ'nın kuvvet ve iradesidir. "Allah'ın izni olmadıkça bir peygamberin bir ayet getirmesi olur şey değildir." Küfür ahalisinin "Şakk-ı Kamer" mucizesini değerlendirirken sordukları bir soru da şudur: