O’NUN AHLAKI KUR’AN İDİ (2)
ise, insan işçiliği yaparak imanla, ibadetle, çileyle, hizmetle insanı yoğurup, o ifadeleri anlayacak kabiliyete getirme vazifesi omuzlarına yüklenmiş bir Peygamber, müşahhas bir örnek... Yılmadan, usanmadan çalışıyor, işkenceler, zulümler görüyor, hakaret ve iftiralara mâruz kalıyor. Bütün bunlara rağmen insan işçiliğine devam ediyor. Nihayet, insanlar peşinden gidiyor, hürmet ediyor, hizmet ediyor, "öl" dese ölüyor; fakat O Peygamber, iç âleminde bir tek şeyin hesabında: "Bu insanları Kur'an'a, yüce Rabbime ne kadar götürebildim?" İşte, Muhammedî ahlakın zâhir ve bâtına yansıyan yönleriyle en kâmil tecellisi burada gizlidir. Nefsini tamamen aradan çıkaran Hz. Peygamber, o kadar nimet ve iltifata ulaşmasına rağmen her hâlükârda tek bir hesap içerisindedir; o da, Allah'ın hesabına uygun hareket etmiş olmaktır. İslam ahlakının neticesi olan "halk içerisinde Hakk'la beraber olmak" sırrının en kâmil tecellisi de, böylelikle Hz. Resulûllah'ta görülmektedir. Güzel ahlakın en kemâlini temsil eden Resulûllah'a bağlanan insanlara, Allah öyle bir sırrı yaşatır ki, yeryüzündeki bütün ayetler ve Kur'an ayetlerini öğrenen insan, hepsinin ama hepsinin o Kutlu Peygamberi kendisine tanıtmak için var olduğunu görür ve Resulûllah'ın önünde hürmetle eğilir. Evet, Resulûllah, insanları, Allah'ı sevmeye ve O'na yöneltmeye çalışır, nefsi aradan çıkarır. Rabbi de, "Sen olmasaydın, Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyruğunun gereğini gösterir ve bütün mahlûkatı, nurundan var ettiği, ilk nur kıldığı Resulü'ne çevirir. O'nunla nurunu yayar, O'nunla tasarruf eder, O'na yönelmesiyle mesrur olur. Adeta bütün mevcudat o ikisinin söyleşmesi, için vardır. Çokluk bitmiş, yalnız O ve Habibi kalmıştır. Hatta yalnız Allah vardır.
