HENDEK SAVAŞI (M.626) MUCİZELER, İHANETLER, HİKMET VE İBRETLER (5)
Hz. Câbir'in (r.a.) anlattığına göre; bir ara Ashab-ı Kiram sert bir kaya parçasına rast gelir. Durumu Resulûllah'a (s.a.v.) haber verdiklerinde; "Hele şöyle bir hendeğe ineyim de göreyim" buyurur "Ayağa kalktıklarında, karnına bir taş bağladıklarını gördüm" der Câbir (r.a.). Hemen izin isteyerek evine gider ve hanımı Süheyle'ye; "Peygamberde öyle bir açlık hâlini gördüm ki, ona dayanmak mümkün değil; evde yiyecek bir şey var mı?" diye sorar. "Biraz arpa ve bir keçi oğlağı var" cevabını alınca sevinir. Karnına taş bağlayan bir peygamberi doyurabilme ümidinin sevincidir bu. Keçi yavrusunu keser, arpayı çeker; hanımı pişirme hazırlığını yaparken, o durumu Hz. Peygambere haber verir. "Ey Allah'ın Resulü, bir iki kişi ile evimi teşrif buyursanız!" der. "Yemeğin ne kadar?" diye sorar Allah Elçisi. Câbir (r.a.) miktarını bildirir. Resulûllah; "Hanımına söyle, Ben evinize gelinceye dek çömleği ateşten, ekmeği fırından ayırmasın" diye tenbihler. Orada çalışan bütün arkadaşlarına da; "Ey hendek halkı, kalkınız; Câbir'in ziyafetine gidiyoruz" buyururlar. Bu umumi davet, Câbir'i telaşa sürükler. Çabucak eve giderek hanımına; "Allah iyiliğini versin; Resulûllah, Muhacirler, Ensar ve yanında bulunanlar topluca bize geliyorlar" diyerek yemek yetiştirememe endişesini açığa vurur. Ancak, Mânâ Sultanı kendisine bir ipucu vermiş; "Ben gelene kadar çömleğe ve ekmeğe dokunmayınız" buyurmuşlardı. Fakat Câbir'in (r.a.) hikmet teknesi, gönül deryasının dalgalarıyla hâlâ sarsılıyordu. Hanımı, Allah Elçisi'nin yemek miktarını sorup sormadığını öğrenince, adeta kocasını da irşad edercesine, "Madem ki biz, evimizdeki yemeği Resulûllah'a bildirdik, gerisini Allah ve Resulü bilir; endişelenmeye ne hacet" der. Allah Resulü arkadaşlarıyla gelir, sıkışmayacakları biçimde onları oturtur ve mübarek elleriyle bizzat kendileri servis yapar, yemeği takdim eder herkese. Bütün davetliler doyar. Yemek artar.
