HİKMETLER (2)
Bu sözler karşısında, ordu içinde "Niçin susup da sözlerini dinlemiyorsunuz?" diye birbirini kınama başladı. Sükut sağlandı ve İmam Hüseyin (a.s.) sözlerine şöyle devam etti: "Ey cemaat! Allah sizi helak etsin, kalbinizi kederle doldursun! Şaşkınlık içinde olduğunuz bir hâlde, iştiyakla bizi yardımınıza çağırdınız, olumlu cevap verip süratle imdadınıza koştuk. (Ama siz) aleyhimize kılıç çektiniz; ortak düşmanlarınızın çıkardığı fitne ateşini bizim aleyhimize alevlendirdiniz. Dostlarınızın aleyhine toplanıp, aranızda hiçbir adaleti yaymayan (yararınıza bir adım dahi atmayan) ve kendilerinden ve dünya malından size ulaştıracakları haram bir noktadan ve göz diktiğiniz alçak bir yaşayıştan başka hiç bir şey ummadığınız düşmanlarınıza destek oldunuz. Birazcık yavaş olun. Yazıklar olsun size! Bizden hiçbir şey vâki olmaksızın ve hiçbir hatalı görüş görülmeksizin horlanıp bizi terk ettiniz. Kılıçlar kınında kalpler huzur içerisinde ve reyler sağlam olduğunda çekirge gibi süratle bize yöneldiniz ve sinekler gibi başımıza üşüştünüz. Yüzünüz kara olsun! Şüphesiz sizler ümmetin tağutu, Kur'an'ı terk eden fâsık hiziplerin en son pislikleri, şeytanın balgamı kimselersiniz. Siz Kitabı tahrif eden, Sünneti söndüren, Peygamberin (s.a.v.) evlatlarını öldüren, vasilerin neslini kesen, zinazedeleri nesebe ilhak eden, mü'minleri inciten ve Kur'an'ı parçalayan alaycı önderlerin imdadına koşan kimselersiniz. Sizler şimdi İbn-i Harb'e (Muaviye oğlu Yezid'e) ve onlara uyanlara itimad edip bize yardımda bulunmuyorsunuz. Allah'a and olsun ki, yardım etmemek ve hilekârlık sizin en bâriz sıfatlarınızdandır; damar ve kökleriniz onun üzerine boy salmış, dal ve gövdeniz onu miras edinmiş, gönülleriniz bu kınanmış âdet üzere rüşd etmiş, kalpleriniz bu sıfatlarla dolmuştur.
