HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (8)
derek öksüz ve yetim kalan Allah Resulü, amcası ve hanımını kaybetmekle belki de ikinci kez öksüz ve yetim kalmıştı. Yüklendiği bu çile ve hüzün dolu hadiselerden ötürü bu yıla "hüzün yılı" denmiştir. Hz. Peygamber'in böylesine çileli bir dönemde, bir de en yakınlarını kaybederek imtihan edilmesi şu evrensel kaideyi ya da sünnetullahı ispat etmesi açısından da çok mühimdir: Her devirde bela ve musibetlerin en büyükleri, Allah'a en yakın olan kullara yüklenmiştir. Başta Hz. Peygamber olmak üzere bütün peygamberler ve onların yolunda giden sâlih insanların hayatlarını incelediğimizde hayatlarının her safhasının büyük imtihan ve çilelerle bezendiğini görürüz. O insanlar, bir yandan üzerlerine aldıkları diğer insanların irşad edilmesi sorumluluğu sebebiyle manevi yönden çileye müptela kalırken, diğer yandan da; sanki insanların bozukluk ve isyanının bir karşılığı olarak bela, hastalık ve musibet yönünden de yüklerin en büyüğünü sırtlamakla mükellef tutulmuşlardır. Tabiri caizse; onların vücut ülkeleri, insanların hareketlerine göre çalışan saate benzer; toplum bozulursa onların sıhhati de bozulur; toplum düzelirse onların sıhhatleri de iyi olur. Bu noktada şunu da hemen belirtmeliyiz; Hakk'a dost olmuş bu insanlarla beraber olanların çile anlarında, mânâ büyüklerinin çilesinin daha büyük olduğunu düşünerek şükretmesi ve sabır göstermesi gerekmektedir. Kulluk vazifelerini îfâda, kendi benliğini aradan çıkararak bütün hatalarının ceremesine Hak dostlarının ortak edileceği endişesiyle gayret etmesi, bataktaki insanlara da aynı nazarla bakıp onların bu hallerinin Hak dostlarını üzeceği ve sorumluluğunu artıracağını düşünerek rahmet elini uzatması esastır.
