HZ. ALİ, HİLAFET HAKKI İKEN NEDEN SABRETTİ? (2)


yerlere uçamazdı. Ben de hilafetle arama bir perde çektim, ondan yüz çevirdim. Başladım düşünmeye; kesilmiş elimle atağa mı geçeyim, yoksa kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Öyle bir karanlık ve körlük ki, bu büyüğü tamamıyla yıpratır, küçüğü tümüyle ihtiyarlatır, mü'min kimse de Rabbine ulaşıncaya dek bu karanlık körlükte zahmetten zahmete düşer. Gördüm ki sabretmek akla daha yatkın, sabrettim. Ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik. Mirasımın yağmalandığını görüyordum, tâ ki birincisi yolunu tamamlayıp, onu kendinden sonraki falana verdi, gitti." Hz. Ali (a.s.) daha sonra A'şa'nın şu beytini okudu: "Câbir'in kardeşi Hayyan nezdinde yaşadığım hayat ile Şimdiki hayatım arasında ne benzerlik var!" (Ben bugün sıcak havada bir lokma ekmek için uzun çölleri kat ediyorum. Câbir'in kardeşi Hayyan ile birlikte yaşadığım dönemlerde ise nimetler içinde yaşıyordum). "Ne kadar ilginç! Yaşarken halkın kendini bırakmasını isterdi. Ama ölümden sonra yerine öbürünün geçmesini sağladı. Bu iki kişi hilafeti aralarında paylaştılar. Hilafeti öyle sert ve kaba bir yere attı ki sertliği insanı derinden yaralar, oldukça kaba davranırdı. Hilafeti boyunca oldukça düştü, sürçtü. Habire sürçtükçe özür diledi, hilafet sahibi huysuz bir deveye binmişe benzerdi. Öyle bir deve ki yularını çekse burnu yırtılır, yaralanırdı, dizginlerini salsa nefsini yokluğa, helake atardı. Allah'ın bekâsına (varlığına) and olsun ki, insanlar onun zamanında ihtilafa düştü, huysuzlaştı, renkten renge büründü ve birbirini suçladı. Ama Ben de uzun zaman boyunca bir çok zahmete, mih-